A Travellerspoint blog

İsrailli gençler, bisikletli seyyahlar, Eduardo

all seasons in one day 12 °C

İsrail'in Gazze'yi hava saldırısıyla bombaladığı gündü. Hostelin mutfağında oturmuş, haşlayınca lastiğe dönen raviolimizi çatalımızla karıştırıp yenebilecek bir tarafını bulmaya çalışıyorduk. Tat versin diye eklediğimiz domates sosu da, erittiğimiz peynir de işe yaramayınca, çareyi sohbet etmekte bulduk. O sırada mutfağın kapısı açıldı. İçeri giren uzun siyah saçlı, esmer tenli, kısa boylu, topluca, 20'lerinin başında görünen kız bize selam verip nereden olduğumuzu sordu ve uzun mutfak masasında Barış'ın yanına oturdu. Biz onun nereden olduğunu hemen kestirebildik, çünkü aradaki pencereyle mutfaktan ayrılan avludaki gençlerden biriydi. Arjantin'de adım başı bu kapalı, kalabalık halde dolaşan ve sürekli mutfakta hep birlikte yemek hazırlığı yaptıklarından kışla hayatı yaşadıklarını düşündüren İsrailli genç gruplara rast geldiğimizden, aralarından birinin sohbet kurması şaşırtıcıydı. Neden bu kadar çok İsrailli gencin yolda olduğunu sorduk. Bir el hareketiyle kafasını göstererek, “Moral bulmak için,” dedi. İsrail'de liseden sonra kızlar iki, erkekler üç yıl askerlik yapıyor, üniversiteden önce de dünyayı geziyorlar. Anlaşılan artık neredeyse zorunluluk haline gelen bu gelenek nedeniyle, bazılarının yüzünde “bitse de gitsek” ifadesini görebiliyorsunuz. (Bakınız, Bariloche'de beraber araba kiraladığımız iki kız.) Askerlik yapan gençlerin %80'inin masabaşında, diğerlerininse cephede görev yaptığını söyledi. Kendi istihbarat bölümündeymiş ve askerliği çok eğlenceli geçmiş. Sonra camın öte yanındaki sarışın kızı göstererek, “Mesela o, çatışmadan çıktı, savaştaydı,” dedi. Dönüp arkadaşlarıyla kağıt oynayan genç kıza baktık. Gözlerimizdeki ifadeden olacak, “Olaylar içinden çıkılmaz bir hal aldı,” diye açıkladı. “Ama vatanımız için yapmak zorundayız.”

Bush yönetimine karşı olumsuz bir düşüncesi olmadığını açıklarken, içeriye önceki gün hostelin sahibi Eduardo'nun verdiği yemekte tanıştığımız bir arkadaş girdi ve o da benim yanıma oturdu. İngilizce bilmediğinden sohbet değişmiş, kız da arkadaşlarının yanına dönmüştü. Buenos Aires'te fotoğrafçılık yapan Fernando, El Calafate'ye kadar bisikletiyle tek başına, bir buçuk ayda gelmiş. Ushuaia'ya ulaşıp oradan geriye uçakla dönmeyi planlıyordu. Bu bize inanılmaz bir iş gibi geldi, çünkü Patagonya'da bisikletle günlerce yol alsanız dahi, bozuk yollar ve sert rüzgarlar yüzünden bir yerleşim bölgesine yaklaşmamış olma ihtimaliniz var. Bununla beraber, bizim otobüsle gittiğimiz yolu bisikletleriyle kat eden başka insanlar da gördük. Bazı günler beş, bazı günlerse 50 kilometre ilerlediğini, hızının çok değişken olduğunu söyledi. Geceleri bozkırda yıldızların altında kamp yapıyormuş, çok huzurluymuş. Ertesi sabah bizim gibi Ushuaia'ya doğru yola çıkacaktı. Biz akşam saatlerinde orada olmayı planlarken, Fernando en iyi ihtimalle 14 gün sonra varacağını tahmin etti.

Ardından içeri, önceki akşam vermiş olduğu yemekte içkiyi fazla kaçırdığından o gün pek ortalıklarda görünmeyen Eduardo girdi. Nasıl olduğunu sorduk, gözleri kan çanağı gibi olmasına rağmen, “Berry good!” dedi. Eduardo, Barilocheli ve karısını 10 yıl önce kaybetmiş. Bir oğlu ve bir kızı hala oradaymış, diğer oğluysa El Chalten'de aşçılık yapıyormuş. Bu işi önce ona teklif etmişler, ben ne anlarım deyip Buenos Aires'te bir otelin şefliğini yapan oğluna haber vermiş, o da zaten şehir hayatından usandığı için hemen kabul etmiş. Eduardo burayı devralalı üç ay geçmiş (oysa bizde 20 yıldır işletiyormuş hissi doğmuştu), çok zahmetsiz bir iş olduğunu söyledi, üstelik çat pat İngilizce öğrenmeye başladığı için memnundu. Kışın İtalya'da yaşayan kardeşinin yanına gitmeyi planlıyormuş. Şüphesiz, Arjantin'in aklımızda iyi yer edecek oluşunda, Eduardo'nun söz konusu yemeğe bizi de davet etmiş olmasının büyük payı olacak. Karşılığında hiçbir beklentisi olmadan ve hiç kimsenin servis ya da bulaşıkta ona yardımcı olmasına izin vermeden neredeyse 10 kişiyi pişirdiği lezzetli yemekle doyurdu, herkese neşe verdi.

Önce Eduardo bizden döndüğümüzde ona İstanbul'un panoramik bir resmini göndermemizi isteyerek odasına çekildi, sonra Fernando yatmaya gitti. Biz o gece mutfakta ve uyanık kalmalıydık, çünkü Ushuaia'ya gitmek için sabaha karşı Rio Gallegos otobüsüne binmemiz gerekiyordu.

el_calafat.._rl____.jpg
Eduardo'nun hostelinde

DSC_0492_JPG.jpg
Fernando'nun maceralarını dinlerken

DSC_0490_JPG.jpg
Thanks for the pics, Donna!

Deniz Koç

Posted by acikbilet 18:57 Archived in Argentina

Email this entryFacebookStumbleUpon

Table of contents

Comments

SU İÇER GİBİ OKUYORUM YAZDIKLARINIZI. NEFES ALMADAN VE DOYMIYACAKMIŞ GİBİ.GENÇLİK VE ENERJİ AŞILIYORSUNUZ BANA. BUNLARI PAYLAŞTIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER.HARİKA ŞEYLER YAŞAYIP YAZIYORSUNUZ.SİZİNLE BENDE GEZİYORUM.

by seldatosya

Benzer bir karşılaşma bizim de başımıza gelmişti. Meksika'da askerden yeni gelmiş gençlerle konuşmuş ve hayret etmiştik. Askerlikte yapılan beyin yıkama operasyonununu ne denli başarılı olduğuna iyi bir örnekti. Bunun dışında, bir kaç İsrailli arkadaşım var ve hepsi neredeyse yılın önemli bir bölümünü yurtdışında geçiriyorlar. Böyle bir çıkış yolu bulmuşlar.
Sevgiler,

by alkim

EL CALAFATE RESİMLERİNE BAKIYORUM.NE KADAR MÜTHİŞ. O BUZLAR NASIL OLUŞMUŞ. YER SEVİYESİNDEN NASIL YÜKSELMİŞ ÖYLE.ÇOK GÜZEL RESİMLER.BAYILDIM.ELİNİZE SAĞLIK.

by seldatosya

Comments on this blog entry are now closed to non-Travellerspoint members. You can still leave a comment if you are a member of Travellerspoint.

Enter your Travellerspoint login details below

( What's this? )

If you aren't a member of Travellerspoint yet, you can join for free.

Join Travellerspoint