A Travellerspoint blog

Lima

Krallar Şehri

sunny 28 °C
View Seyahat & Peru - Bolivia on acikbilet's travel map.

Saat 12:30 sıralarında Lima'ya iniş yapmak için alçalan uçaktan aşağı baktığımızda, çorak bir alanda, sanki tepelerin arasına gelişigüzel yayılmış gibi görünen, tuğlalarının üstü sıvanmamış evlerle karşılaştık. Bu defa sanki Güney Amerika'dan ayrılarak Orta Doğu'da bir yerlere konuyormuşuz izlenimine kapıldık. 1535'te İnka İmparatorluğu'nun fetheden İspanyol Francisco Pizarro'nun kurduğu ve zenginliğiyle adı 16. ve 17. yüzyıllarda “Krallar Şehri” olarak geçen Lima'yı görmeyi merakla bekliyorduk. Genelde buraya gelenlerin güvenlik gerekçesiyle şehri taksiyle dolaşıp tekrar uçakla Cuzco'ya gittiğini biliyorduk; buna son örnek, Radikal gazetesine Güney Amerika maceralarını yazan seyyahtı, o da şehri araba içinde gezdiğinden bahsediyordu. Biz de havaalanından taksiye binerek ayrıldık, ama Lima'yı görmeden Peru'yu tam anlamıyla keşfetmiş sayılmayacağımızı düşündüğümüzden burada iki-üç gün geçirmeyi planlıyorduk.

_lk_bak__ta_Lima.jpg
İlk bakışta Lima

45 sol'e anlaştığımız taksi şoförü bizi La Molina'ya, couchsurfing sitesinden bulduğumuz Natalia'nın evine götürdü. Burası şehrin öbür ucunda olduğu için yol boyunca neredeyse bütün mahallelerden geçtik. La Molina'ya yaklaştıkça evler bahçe içine girmeye, bahçeler daha bakımlı olmaya başladı. Arkadaki kayaç, kurak dağlar ise, asla ehlileştirilemeyecek vahşi hayvanlar gibi hâlâ yukarıdan bize bakıyordu.

Tatil günü olduğundan Natalia ve ailesi evdeydi. Hep beraber dışarı çıkıp yemek yemeyi önerdiler ve bizi hafta sonları hep gittiklerini söyledikleri bir restauranta götürdüler. Gördüğümüz kadarıyla, Arjantin için asado ne ise, Peru için kömür ateşinde çevrilen tavuk da o. Havaalanından yemek yiyerek çıkmış olmamıza rağmen çeyrek tavuğa hayır diyemedik. Peru mutfağının damak tadımıza uygun olacağını az çok biliyorduk, çünkü Buenos Aires'te bir Peru restaurantına gitmiş, özellikle de “papas a la huancaina”* adlı picante'ye (baharatlı atıştırmalık ya da iştah açıcı da denebilir) bayılmıştık. Zaten, işin ilginç tarafı, çok zor alındığını duyduğumuz Peru vizesini kolayca alıvermemizi sağlayan da leziz yemekleriydi. Buenos Aires'teki Peru konsulünün 60 günlük çok giriş çıkışlı vize talebimize olumsuz yaklaşımı, Peru yemeklerinin ne kadar lezzetli olduğunu söyleyerek ülkeyi görmek için sabırsızlandığımızı belirten Barış'ın sohbeti başlatmasıyla değişivermişti. Bir anda turizm acentesi gibi davranmaya başlayan konsül, kucağımızı -ülkesiyle çok gurur duyduğunu ve sevdiğini belli edecek şekilde- broşür ve haritalarla doldurmaya başladı. Sonra istediğimiz vizeyi vereceğini söyledi ve bizi yanaklarımızdan öperek uğurladı.

Peru_da_tavuk.jpg
Peru usulü tavuk

Yemekte Natalia ve ailesi “chica morada” içti, bizse “pisco” denedik. İlki, daha önce hiç görmediğimiz, bilmediğimiz, ama Peru'da var olan bordo-mor renkli bir mısırın kaynatılmasıyla elde edilen şerbetimsi alkolsüz bir içecek. Diğeriyse, üzümden elde edilen alkollü bir içeceğin içine limon suyunun, üzerine de çırpılarak köpürtülen yumurta akının konmasıyla yapılan hayli sert ve tatlı bir içki. Mario Vargas Llosa'nın Death in the Andes romanındaki karakterlerden her daim kan çanağı gözleriyle yanına yaklaşanı uzattığı pisco'yla içindeki hayvanı ziyaret etmeye davet eden Dionisio'ya başka bir zaman için söz vererek sadece tadına bakmakla yetindik.

Daha sonra Natalia ile birlikte bir colectivo'ya, yani dolmuşa atlayarak şehrin gece ve kültürel hayatının merkezi olan Miraflores'e gittik. Lima'da toplu ulaşım araçlarıyla seyahat etmek bambaşka bir tecrübe. Araçlarda hiçbir standart olmadığından minicik dolmuşlara sığdığı kadar insan oturuyor, üstelik çoğu eski Japon minibüsleri olduğu için solda kapısı varken sağa da kapı yapıldığından iki yandan da inilip binilebiliyor, tabii ki direksiyonlar sökülüp sola geçirilmiş durumda. Her dolmuşta bir çığırtkan var, vücudunun yarısı dolmuşun dışında işini görüyor. Araçlar öylesine külüstür, trafik öylesine vahşi ki, sadece çığırtkan değil, herkes kelle koltukta seyahat ediyor. Natalia'nın söylediğine göre sık sık kaza oluyormuş, ama bir çözüm arayışı var gibi de görünmüyor.

lima_kucukler.jpg
Lima'da toplu taşıma

Lima'da kaldığımız üç-dört gün içinde dolaştığımız yerlerden Museo de la Nacion, Museo Arqueologico Rafael Larco Herrera ve San Francicso Kilisesi özellikle aklımızda yer etti. İlkinin yer etmesinin nedeni, orada bulunduğumuz sırada ev sahipliği ettiği sergilerden biriydi. Quechua dilinde “hatırlamak” anlamına gelen Yuyanapaq adlı sergi, 1970'lerde kurulan ve Abimael Guzman'ın başını çektiği, emperyalizm karşıtı devrimin yalnızca silahların kullanılmasıyla gerçekleştirilebileceği inancındaki Sendero Luminoso örgütünün ülkeyi nasıl bir kaos ve teröre sürüklediğini belgesel niteliğindeki fotoğraflar ve videolarla kapsamlı bir biçimde ele alıyordu. Serginin etkileyici olmasının en önemli nedeniyse, ulusal bir müzede yer almasına rağmen bu kanlı yıllarda polisin de en az Sendero Luminoso kadar payının olduğunu gözler önüne sermesi, yani tarafsız yaklaşımıydı.

Hayatını Peru'daki arkeolojik araştırmalara adayan Rafael Larco Herrera'nın adını taşıyan ve özel bir vakfa ait olan diğer müzeyse kaçırılmaması gereken bir yer. Şu an Peru ülkesinin yer aldığı topraklar üzerinde kurulmuş bütün medeniyetleri kronolojik sıralamalarına göre hem şemalar hem de cömert İngilizce açıklamalarla takip edebiliyorsunuz. Özellikle seramik eserler üstüne yoğunlaşan müze, erotik seramiklere ayrılan galerisiyle benzer müzelerden farklı bir bakış açısı sunuyor ve eski medeniyetlerin hayatı, cinselliği, ölümü, doğurganlığı nasıl yorumladığı konusunda daha çok fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Modern hayatta tabu olarak kabul edilen bazı kavram ve imgelerin o zamanki toplumlar için doğal hayatın bir parçası olduğunu fark ediyorsunuz.

Sala_erotica.jpg
Sala erotica'daki seramiklerden bir örnek

17. yüzyılda inşa edilen San Francisco Kilisesi'ni ilgi çekici kılansa, ancak rehber eşliğinde gezilebilen müzesi. Sanat eserlerini bir tarafa koyalım, insanı asıl etkileyen görüntü, manastırın altında yer alan ve mezarlığa gömülmek yerine tanrıya daha yakın olmayı tercih ettiklerinden burada çürümeyi tercih eden yaklaşık 70.000 kişinin parçalara ayrılarak sınıflandırılmış kemikleri. Ayrıca manastırın içinde yer alan kubbelerden birinin içeriden görüntüsü, Emevilerin İspanyol mimarisi üzerindeki etkisini açıkça gösterecek kadar cami kubbesini andırıyor.

Lima_daki_..ilisesi.jpg
Lima'daki San Francisco Kilisesi

Burada daha keşfedilecek şeyler olduğunu düşündüğümüzden, Bogota uçuşumuzdan önce de şehirde bir-iki gün geçirmeye karar vererek pisco'nun memleketi İca şehrine otobüs biletlerimizi alarak Lima'ya ve Natalia'ya şimdilik veda edip yola koyulduk.

Lima_da_Na..Luz_ile.jpg
Natalia ve Luz ile son akşam

Deniz Koç

Posted by acikbilet 17:41 Archived in Peru Tagged backpacking

Email this entryFacebookStumbleUpon

Table of contents

Be the first to comment on this entry.

Comments on this blog entry are now closed to non-Travellerspoint members. You can still leave a comment if you are a member of Travellerspoint.

Enter your Travellerspoint login details below

( What's this? )

If you aren't a member of Travellerspoint yet, you can join for free.

Join Travellerspoint