A Travellerspoint blog

Salar de Uyuni

Beyazlığın Ortasında

sunny 22 °C
View Seyahat & Peru - Bolivia on acikbilet's travel map.

Bolivya'da bulunan dünyanın en büyük tuz gölü Salar de Uyuni ve Eduardo Avaroa Doğal Parkı'nı görebilmek için La Paz'dan Oruro'ya otobüsle gidip oradan trene binerek Uyuni'ye geçecektik. Önce yağmur mevsimi nedeniyle trenin çalışmadığını öğrenerek üzüldüysek de, ofise ikinci uğrayışımızda yolun açıldığını öğrenerek hemen biletlerimizi aldık.

Uyuni'ye gitmeden evvel, La Paz'da bisiklet sürerken tanıştığımız bir Kanadalınn tavsiye ettiği Andes Salt'ı aradık. (Tuz gölü ve civarına gitmek için, aşçıyla birlikte yedi kişilik cipler kaldıran tur şirketlerine mecbursunuz, çünkü buraları birbirine bağlayan bildiğimiz türden bir yol yok, haftada iki kez aynı yolu kat eden şoförler tecrübelerinden faydalanarak ilerliyor.) Şirketin sahibi Raoul bizi tren istasyonunda karşılayacağını söyledi -bize söylediği tek doğru şeyin de bu olduğunu sonradan öğrenecektik. Ertesi gün, üç saatlik bir yolculuk sonunda trene bineceğimiz Oruro'ya ulaştık. Karnaval zamanı sokakları maske takmış binlerce insanla dolup taşan ve su savaşlarıyla meşhur kent ne yazık ki biz gittiğimizde bu şenlikli havayı geride bırakmış, sıkıcı taşra hayatına geri dönmüştü. Saat 21:00 bile olmamasına rağmen şehirde yemek yiyecek açık lokanta bulamadığımızdan geceyi bisküvi ile tamamladık. 15:30'da kalkacak trene binmeden pazar yerine giderek kendimize eldiven, bere, çorap gibi bizi muhtemel soğuk gecelere karşı koruyacak giysiler almaya karar verdik. Oruro'nun merkezindeki sokakların hepsi açık hava pazarı gibiydi. Meyve suyu satanlar, ayakkabı, şapka, üst baş, et, kap kacak satanlar yollar boyunca diziliydi. Yün işlerinin hepsinin makine örgüsü ve kalitesiz olduğunu üzülerek fark ettik ve işimizi göreceğini düşündüğümüz birkaç parça alıp tren istasyonuna yollandık.

Oruro_lu_b..__kad_n.jpg
Oruro'da Plaza de Armas'ta genç bir kadın

Oruro'dan Uyuni, otobüsle 10, trenle 7 saat sürüyor. Bunun nedeni özellikle yağmurlu sezonda yolların delik deşik olması ve aşılacak dağların engel teşkil etmesi. Sonunda bir yerde trene binme şansı yakaladığımız için sevinçle lokomotifin hemen arkasındaki vagonda yerlerimizi aldık (burada oturduğumuz için de yol boyu egzoz soluduk). Tren şehir içinden çıkar çıkmaz, yağan yağmurlar yüzünden suyla dolduğundan gökyüzünü ve dağları aksettiren bir düzlüğün ortasında ilerlemeye başladık. Bu sulak alan kuşlar için de bir yaşam alanı yaratmıştı anlaşılan. Giderek alçalan Güneş, kızılını dağlara ve sulara yansıtarak yerini gümüş pırıltısındaki Ay'a bıraktı.

Trenin_kal..a__rken.jpg
Trenin kalkış vaktini beklerken
Trenden_manzara.jpg
Trenden görünen manzara

Uyuni istasyonuna vardığımızda bizi karşılayan Raoul, ertesi sabah iki ciple yola çıkacağımızı, toplam 12 kişi olduğumuzu söyledi ve şehirdeki bütün otellerin dolu olduğunu belirterek bizi merkeze biraz uzaktaki köhne bir otele götürdü. Oda pek temiz değildi, sıcak su ip gibi ve ayarsız akıyordu. Sabah şalap şulap bir duş alıp yolculuğa başlayacağımız noktaya gittik. Ortada bir beyaz, bir de lacivert cip vardı. Beyaz olan biz oradayken hareket etti, Raoul bize lacivert olanı gösterdiği için ona yerleştik ve çok geçmeden, hemen muhabbet kurduğumuz iki Finlandiyalı ile yola çıktık, iki kişiyi daha yoldan alacağımız söylendi. İlerleyeli beş dakika olmuştu ki, bindiğimiz aracın bizim zannettiğimiz şirkete değil, Rely Tours'a ait olduğunu ve Raoul'un bizi ayaküstü kandırdığını fark ettik. Şoföre Raoul'ü aramasını söylediğimizde, telefon numarasının onda olmadığı cevabını aldık, bunun üzerine kan beynimize sıçradı ve ben kendimi kaybetmiş bir halde adama “¿Como? ¿Como?” (Nasıl yani?) diye bağırmaya başladım. Şehre geri döndüğümüzde acentenin kapısının duvar olduğunu gördük, Raoul efendi Potosi'ye gitmişmiş. Sakinleşip yola devam etmekten başka bir çözüm göremedik. En azından kafa dengi insanlarla, Anna ve Tuukka ile birlikteydik.

Uyuni Tuz Gölü ve Eduardo Avaroa Doğal Parkı'na genelde iki gece üç gün süren geziler düzenleniyor. İlk durak, tamamen tuzdan yapılmış Tuz Oteli. Kulağa ilginç gelse de hiç ilgi çekici olmadığını ve doğa için bir pislik kaynağı olduğunu belirtmeliyim. Bu kötü kokan ve hayatımda gördüğüm en tiksindirici tuvaletlere sahip otelde kalmanın tek iyi yanı güneşin doğup battığı saatlerde bu gerçek üstü ortamın nasıl değiştiğini gözlemlemek olabilir. Otelden ayrılıp yolumuza devam etmeden önce Yeni Zelanda'da yaşayan Kore asıllı Robert ve David de bize katıldı.

Yaklaşık 10.000 kilometrekareye yayılan ve üstü mevsimden dolayı üç-dört santim suyla kaplı olduğundan, gökyüzünün de yansımasıyla nerenin yer nerenin gök olduğunu anlamanızı imkansız kılan bir beyazlığın ortasında ilerlerken, aynıymış gibi görünse de bulutların yer değiştirmesiyle her an farklılaşan manzara karşısında -hem mecazi, hem de gerçek anlamda- gözlerimiz kamaşıyordu. Ufukta görünen dağlar, zirveleri başaşağı olarak suda ikinci bir kez daha göründüğünden, havada asılıymış gibiydiler. Beyaz boşluğun içinde bir süre ilerledikten sonra, üstü kaktüslerle kaplı sarı tonlarda kayalıklardan oluşan Isla Pescada'ya ulaştık.

Yer_mi_g_k_m_.jpg
Hiçbir yerde...
Isla_de_Pescado.jpg
"Balık Adası"

İlk günün sonuna doğru tuz gölünü aşıp çöl benzeri kurak topraklara ulaştığımızda, geceyi geçireceğimiz hostele doğru ilerlemeye başladık. Burası hiçliğin ortasında, ismi bile olmayan bir yolgeçen hanıydı. Yemek yedikten sonra ancak beş dakika kadar gözlerimizi açık tutabildik.

Yolda.jpg
Yolda

Sabah 06:30'da tekrar yola koyulduk, bugünün programında ağaç görünümünde taşların olduğu “Arbol de Piedra” ve meşhur Laguna Colorada, yani içindeki minerallerden dolayı kıpkırmızı görünen ve suda yiyecek arayan flamingo sürüleriyle dolu “renkli göl” vardı. Gruptaki herkesin fotoğraf çekmeye meraklı olması sonucunda her bir durağa uzun uzun vakit ayırdıktan sonra, geceyi geçireceğimiz Sol de Maňana'ya ulaştık.

Laguna_Colorado.jpg
Laguna Colorado ve flamingolar

Bu defa 05:00'te yola çıkmamız gerekiyordu, çünkü söylenene göre gayzerler yalnızca güneş doğmadan önce hareketli oluyormuş. Karanlıkta ulaştığımız gayzer bölgesinde “fışkıran” (!) sular görmeyi beklerken, ağır bir sülfür kokusu ve tüten dumanlarla karşılaştık ve hiç ilgimizi çekmedi. Ardından kaynak sularıyla dolu havuzlarda gringoların banyo yaptığı Aguas Calientes'e vardık ve güneşin doğuşunu seyrettik: Dağların arkasında beliren sarı bir lob, suyun içine batırıp serbest bıraktığınızda yukarı fırlayan bir top gibi hızla yükseldi. Doğal parkın içine girdiğimiz bugün Laguna Verde'yi, yani “yeşil göl”ü ziyaret ettikten sonra Şili'ye geçecek Anna, Tuukka, Robert ve David'i sınıra bıraktık. Lastiklerden birinin patladığı ve benzinimizin bittiği uzun bir yolculuğun ardından, tekrar Uyuni'ye döndük. Şehre ulaştığımızda Raoul'un yine şirkette olmadığını öğrendiğimize şaşırmadık. Ancak adama kızgınlığımız geçmişti, iyi insanlarla tanışmamıza vesile olduğu için belki de teşekkür etmeliydik.

Laguna_Verde.jpg
Laguna Verde

Geceyi Uyuni'de geçirerek sabah Potosi'ye giden otobüse binecektik. Aslında otobüs değil de, minibüs irisi araçların çalıştığı bu yolda gece gitmek hiç akıllıca olmazmış, çünkü 4100 m. yükseklikteki Potosi'ye giden yol tamamıyla topraktı ve uçurumların kenarından dönen kıvrımlarla yukarı doğru yükseliyordu. Zaman zaman bazı tekerleklerin boşta kaldığını hissederek bacaklarım kesiliyordu, o nedenle en önde cam kenarında oturduğum yerden kalkarak arka taraftaki koridor koltuklarından birine geçip uyudum (evet, bunu becerdim!). Yedi saat uçurum tırmandıktan sonra, gümüş madenleriyle yüzyıllar boyu sömürgecilerin ağzını sulandıran Potosi'ye varmıştık.

Potosi_yol.._otob_s.jpg
Potosi'ye giderken çamura saplanan otobüsümüz

Deniz Koç

Posted by acikbilet 21:03 Archived in Bolivia Tagged backpacking

Email this entryFacebookStumbleUpon

Table of contents

Be the first to comment on this entry.

Comments on this blog entry are now closed to non-Travellerspoint members. You can still leave a comment if you are a member of Travellerspoint.

Enter your Travellerspoint login details below

( What's this? )

If you aren't a member of Travellerspoint yet, you can join for free.

Join Travellerspoint