A Travellerspoint blog

Santa Fe de Bogotá

Bitmeyen Sonbahar Şehri

rain 16 °C
View Seyahat & Colombia on acikbilet's travel map.

Sık ağaçlarla kaplı tepelerin arasından alçalarak indiğimiz Bogotá'da hava bulutluydu ve yağmur çiseliyordu. Yanlarında kalacağımız Luis Fernando ve Diana'nın evine ulaşana kadar geçen yarım saat içinde, şehrin yalnızca kasvet bakımından değil, dış cephesi kızıl tuğlalı binaları ve bu binaların arasından ya da ardındaki tepelerden fışkıran sağlıklı bitki örtüsüyle de Londra'yı andırdığını düşündük. Belki de Kolombiya'nın adı anılınca akla gelen “gerilla”, “Escobar” ve “uyuşturucu trafiği” kelimeleri bu ülkeyi Latin Amerika'nın en az ziyaret edilen ülkesi haline getirdiğinden, pek gelişmiş bir şehir beklemiyorduk. Ancak havaalanından eve yolculuğumuzda geniş, düzenli caddeler boyunca ilerlerken, kızıl tuğlalar ve canlı yeşil sayesinde buranın çok estetik bir şehir olduğunu düşündük.

Monserrat_tan_Bogota.jpg
Monserrat tepesinden Bogotá

Burada kaldığımız beş gün boyunca vaktimizin çoğunu her zaman yaptığımız gibi şehirde başıboş yürüyerek dolaşmak yerine Luis Fernando'yla sohbet ederek ya da evde film izleyerek geçirdik. Soğuktan korunmak için seçtiğimiz bu yol dinlendiriciydi de... Buraya gelmişken kaçırmamamız gerektiğini düşündüğümüz Altın Müzesi (Museo del Oro), kıtaya henüz “beyaz adam” ayak basmadan önce ülkenin dört bir yanında yaşayan toplumların kültürüne ve altın madenini nasıl işleyerek gündelik hayatlarında ya da (özellikle şaman) ritüellerinde kullandıklarına dair bilgi edinmemizi sağlayan çok iyi tasarlanmış bir müzeydi.

Bogota.jpg
Şehirde gezinti
Museo_del_Oro.jpg
Museo del Oro

Kolombiya'nın övünç kaynağı, obez insan ve dev nesnelerin ressam-heykeltraşı Fernando Botero'nun bağışladığı koleksiyonun sergilendiği Donacion Botero'yu gezip La Candelaria'da turladıktan ve Monserrat tepesine çıkıp teatral bir tonda konuşan, gitar eşliğinde parçalar seslendirerek vaaz veren papazın sesi eşliğinde şehri yukarıdan seyrettikten sonra şehirde yapacak pek bir şey kalmamıştı. Taze yiyecek ve zeytinyağına olan hasretimizi her fırsat bulduğumuzda “Crepes and Waffles”da dindirmeye çalıştık. Luis Fernando'nun bize anlattığına göre, önce bir üniversite projesi olarak başlayan bu cafe yıllar içinde uluslararası bir zincir haline dönüşmüş. Bizi çok etkilemesinin nedeni yalnızca lezzetli yemekleri değil, geliştirdiği çalışma-çalıştırma biçimiydi. Zincirin sahibi olan kadın yalnızca evini geçindirmek durumunda olan kadınları işe alıyor. Yemeği açık mutfakta pişiren ve servis yapan kadınlar arasında var olduğunu hissettiğiniz dayanışma, her zaman sıcak bir gülümsemeyle karşılanmak ve tabii ki leziz yiyecekler Bogotá'da başka hiçbir yerde yemek yemememize neden oldu.

Crepes_and_Waffles_.jpg
Crepes and Waffles'a gidelim!

Bogotá'dan ayrılmadan önce, Diana ve kuzeni Alex ile birlikte şehre yaklaşık iki saat uzaklıktaki Zipaquirá şehrinde yer alan Catedral de Sal, yani Tuz Katedrali'ni görmeye gittik. Şu an işletilmekte olan bir tuz madeninin içinde, yani dağın 200 m içinde yer alan katedral, işçilerin İsa'nın çarmıha gerilişini tasvir ettikleri 13 şapel ve bir kiliseden oluşuyor.

Catedral_de_Sal.jpg
Tuzdan haç

Bu gezinin ardından, Diana'nın ailesinin oturduğu Chia şehrine geçerek 1000 çalışanıyla Güney Amerika'nın bir gecede en çok ciro yapan restaurantı Andres Carne de Res'e gittik. Yıllar önce işe kasap olarak başlayan Andres, açtığı küçük restaurantı zaman içinde büyütmüş ve Kolombiya'nın en meşhur et lokantası haline getirmiş. Yediğimiz yemek çok lezzetliydi, ama insanların buraya gelmesinin tek nedeni bu değil, çünkü gecenin ilerleyen saatlerinde burası devasa bir dans pistine dönüşüyor ve genç-yaşlı Kolombiyalılar cumbia ve salsa ile kurtlarını döküyor. Saat geç olduğu için Bogotá'ya dönmemiz zor olacağından, son gecemizi Diana'nın Chia'da yaşayan ailesinin evinde geçirdik.

Andres_Carne_de_Res.jpg
Andres Carne de Res

Sabah uyandığımızda bizi geleneksel bir Kolombiya kahvaltısı bekliyordu: İçinde peynir eritilen sıcak çikolata ve süt, yumurta, ekmek lokmalarından müteşekkil bir çorba. Bana çocukluğumda hiç hoşlanmadığım paparayı anımsatan bu çorba pek lezzetli gelmese de, bir süre kaşığımla içinde yiyebileceğim bir şeyleri araştırdıktan sonra yemeği yarım bıraktığım anlaşılınca, önümdeki kase kapanın elinde kaldı. Evin üç dönümlük bahçesinde çimlere yayılıp Kolombiya çiçekleri üzerine minik bir ders aldıktan sonra tekrar Bogotá'nın yolunu tuttuk. Akşam Cartagena'ya geçmeden evvel ilk durağımız olacak Medellin'e gitmek üzere otobüse binecektik.

Chia.jpg
Chia'da

Deniz Koç

Posted by acikbilet 23.04.2009 22:40 Archived in Colombia Tagged backpacking

Email this entryFacebookStumbleUponRedditDel.icio.usIloho

Table of contents

Comments

sayin d & b,

sizleri ilk firsatta kolombiya cicekleri hakkinda imtihana tabi tutacagimi belirtiyor, bu madenden madene gezinme aliskanliginizi avustralya madenlerinde donemlik isci olarak nakite cevirme amaci gutmediginizi umuyorum.

saygilarimla,
ei

not: crepes and waffles'a gidelim hakikaten.

24.04.2009 by ei

Comments on this blog entry are now closed to non-Travellerspoint members. You can still leave a comment if you are a member of Travellerspoint.

Enter your Travellerspoint login details below

( What's this? )

If you aren't a member of Travellerspoint yet, you can join for free.

Join Travellerspoint