A Travellerspoint blog

Kuzey Amerika'da İlk Günlerimiz

Passepartout'ya ve "Araba Kültürü"ne Merhaba

semi-overcast 31 °C
View Seyahat & United States & Chile on acikbilet's travel map.

Bizi Santiago de Chili'den Miami'ye götüren American Airlines uçağı, şu ana kadar seyahat ettiğimiz LAN'ınkilerin aksine sıkıntı vermek üzere hazırlanmış gibiydi. Aralarında dar bir alan bulunduğundan yatmayan koltuklar, ses sistemi olmadığı için ışık kirliliğinden başka bir işe yaramayan monitörler, ikram edilmek yerine satılan alkollü içecekler... 8 saat süren yolculukta ne bir şey okuyabildik ne de uyuyabildik. Sabah havaalanına indiğimizde ikimiz de beton gibiydik. Uzun pasaport kuyruğunda yaklaşık bir saat boyunca “şahane ülke Amerika” ana temalı bir film gözümüze sokulduktan sonra çantalarımızı aldık ve kahve içerek kendimize gelmeye çalıştık.

Araştırmalarımız sonucunda Amerika'da toplu taşıma diye bir kavram olmadığını anladığımızdan, ülkeyi gezme planımız, burada yaşayan dayım sayesinde bir araba almak üzerineydi. Gideceğimiz galeri Tampa'da olduğundan, havaalanından çıkar çıkmaz Greyhound'un Miami yazıhanesine yollandık. Güney Amerika'daki gelişmiş şehirler arası otobüs sistemine alışkın seyyahlar olarak yaptığımız bu tek otobüs yolculuğunun bizim için çok farklı bir tecrübe olacağından habersizdik. 4-5 saatte kat edilebilen Miami-Tampa arası için günde tek bir direkt sefer var, o da gündüz vakti. Gece gitmek istediğimizden önce Orlando'ya gitmemiz, orada gecenin 3'ünde iki saat beklememiz ve sonra başka bir otobüsle Tampa'ya geçmemiz gerekiyordu (bkz. kulağı tersten göstermek). Bilet fiyatını sorduğumuzda görevli kişi başı 42 (yazı ile kırk iki) dolar olduğunu söyledi. Daha önceden Internet'ten fiyatı kontrol ettiğim ve 27 dolarlık bileti gördüğüm için, “Internet üzerinden alsak daha mı ucuz oluyor?” diye sordum. O da “Yoo, aynı olur,” dedi. Adamın cevabı güven teşkil etmediğinden Internet üzerinden satın almaya karar verdik. Çantalarımızı ofiste bırakma fikrinden, Greyhound'un her çanta için saat başına 2 (yazı ile iki) dolar emanet bedeli istemesi ve bizim binmek istediğimiz otobüsün kalkmasına daha 14 saat olduğu için (yani 56 dolar ediyor) vazgeçtik, olanca ağırlıklarıyla sırtımıza vurup mecburen Miami marinasındaki Bayside adlı bir alışveriş merkezine yürüdük (dışarısı sanırım 40 dereceydi). 27 dolara biletlerimizi alıp bütün günümüzü Bayside'ın körfez ve marina manzaralı esintili balkonunda sandalye üzerinde pinekleyip Dexter'ın teknesinin hangisi olabileceğini düşünmekle geçirdik (sonra başka bir marinayı kullandığına karar verdik). Ara sıra yiyecek almak için içeri girdiğimizde sipariş verdiğimiz kişilerin bir kısmı İngilizce bilmiyordu, kulağımıza çalınan sohbetler de İspanyolca olunca sanki Güney Amerika'dan hiç ayrılmamış gibi hissetmeye başladık. Greyhound'a döndüğümüzde ben görev bilinciyle yakınlardaki bir markete gidip bira araştırması yaptım, bowling labutuna benzeyen Bud Light'ın şişesi hoşuma gitti ve alarak bekleme salonuna geldim. Şişeyi Deniz'e gösterip içmeye hazırlanırken, arkamızda oturan kadın, “O şişeyi görürlerse sizi otobüse almayabilirler, bence saklayın,” diye uyarıda bulundu. Hayır, Güney Amerika'da değildik ne yazık ki.

Starred_Photos37.jpg
"Welcome to Miami!"

Biletler numarasız olduğu için otobüs geldiğinde bulduğumuz güzel bir yere oturduk. Şoförümüz uğradığımız her şehirden sonra (ki çok sık duruyorduk) yeni güzergahımızı ve Greyhound'un otobüs içinde nasıl konuşulacağı, ayakların nereye konulacağı vb konulardaki katı kurallarını içeren “sıfır tolerans” (aynen böyle: zero tolerance) adlı politikasını mikrofonla anons ettiği için zorlansak da bir süre sonra uyuyakalmışız. Gece yarısı uyandığımızda otobüsü park etmiş görünce Orlando'ya geldiğimizi düşünüp, çantalarımız aldık fakat 10 adım sonra durduğumuz yerin yol üzerindeki bir benzin istasyonu olduğunu fark ederek kös kös otobüse geri döndük. Şoförün çantaları bize verirken bagaj fişlerini yırtmış olmasının ne “büyük bir sorun” olduğunuysa Orlando'da anladık. Fişsiz çantalar otobüse alınmadığından, yeni bagaj fişi almak istediğimizde görevlinin “Sizin sistemde birer bagajınız gözüküyor, ikinci fişi kesersem ekstra bagaj sayılır, bu da ücrete tabi: çanta başı 10 dolar ödemeniz gerek,” cevabıyla karşılaştık. Olayın saçmalığından ve sabahın körü olmasından bir ara beynimiz durma noktasına geldi. Neyse ki fişleri koparan şoförü haberdar ettiğimizde her makul insanın yapacağı gibi sistemden değil de elle yazarak iki bagaj fişi hazırladı ve otobüse binebildik.

Tampa'ya ulaştığımızda Mısırlı bir adamın işlettiği Küba kafesinde kahvaltı yapıp araba galerisine gittik. Burada 4 silindirli araba bulmak 6 silindirli bir araba bulmaktan daha zor. Biz de seçenekler arasında fiyatı en uygun olanlardan Chrysler'ın Town and Country modelini aldık. Böylece, İstanbul'da can sıkıntısı içinde bizi bekleyen 1970 doğumlu tostos Gretel'e bir kardeş gelmiş oldu: adını 80 Günde Devrialem'de "her yere giden" uşaktan esinlenerek verdiğimiz Passepartout. Yola çıkışımız akşamüstü beşi bulmuştu. Dayımın yaşadığı Atlanta yakınlarındaki Kennesaw'a kadar 480 millik (yaklaşık 770 km) yol, doğru düzgün uyuyamadığımız iki gecenin yorgunluğu, alışık olduğumuzdan neredeyse iki kat uzun ve binek araba kıvraklığıyla ilerleyen tırlar ve yer yer görüş mesafesini yok eden yağmur nedeniyle uzadıkça uzadı, eve gece üçte ancak varabildik.

Starred_Photos36-1.jpg
Steinbeck'in Rocinante'si varsa, bizim de Passepartout'muz var!

Kennesaw'da kaldığımız süre boyunca dayımın tombiş kedileri Friendly, LT ve JJ'le oynadık, bol bol uyuduk ve Amerika için bir rota oluşturmaya çalıştık. Uzun süredir yolda olmak bizi yormuş olsa gerek, Meksika vizesini alıp da tekrar yola çıkmamız bir haftayı buldu. 12,400 mil sürecek Kuzey Amerika maceramız şimdi başlıyordu...

Starred_Photos38.jpg
Güreşçi kardeşler LT ile JJ ve anneanneleri Friendly

Barış Pala

Posted by acikbilet 18:54 Archived in USA Tagged backpacking

Email this entryFacebookStumbleUpon

Table of contents

Comments

tum yazilar, geziler mukemmel.! okudukca beni heyecanlandiran, gidip gormeliyim dedirten cok guzel yol hikayeleriniz var.

by ocugun

Comments on this blog entry are now closed to non-Travellerspoint members. You can still leave a comment if you are a member of Travellerspoint.

Enter your Travellerspoint login details below

( What's this? )

If you aren't a member of Travellerspoint yet, you can join for free.

Join Travellerspoint