A Travellerspoint blog

Pasifik Kıyısında

California, Oregon, Washington

all seasons in one day 24 °C
View Seyahat & United States on acikbilet's travel map.

Devotion
The heart can think of no devotion
Greater than being shore to the ocean—
Holding the curve of one position,
Counting an endless repetition.
- Robert Frost

Nevada'da 46 dereceyi bulan çöl sıcağından sonra, California kıyısındaki ilk durağımız San Diego'nun Pasifik esintisiyle ferahlayarak 24 dereceye kadar düşen havası bizi kendimize getirdi ve kahve içmek için arabayı bırakacak yer aramaya başladık: “Buraya hiçbir zaman, her ne şekilde olursa olsun park edilemez”, “Park edilir, ama şu şu saatler arasında, yalnızca 15 dakika”, “Sadece burada oturanlar park edebilir” ve benzeri uyarılar taşıyan onlarca tabelayı geride bırakıp merkeze 10 blok ötede bir sokakta beleşe yer bulduk. Buenos Aires'i aklımıza getiren jakarandalarla kaplı sokaklar arasındaki bir kafede dinlendikten sonra dönüşte, arabanın bulunduğu sokaktan önceki 3-4 blokluk bir bölgenin evsizlerin kamp alanına dönüşmüş olduğunu fark ettik. Bina girişine karton parçası atıp üstünde sızmış değildi hiçbiri, üstlerinde pis giysiler de yoktu. Kaldırımlar boyunca kurulmuş çadırlar, çadırların önünde içi eşya dolu alışveriş arabaları ve çadırların içinde daha dün gece evinde uyurken bu sabah sokakta kalmışa benzeyen insanlar gördük. Birbirlerine destek olmak için ya da bu durumu protesto etmek için bir arada kalıyor gibiydiler. Daha sonra kiminle konuştuysak son krizin Amerika'da birçok insanı ciddi bir şekilde etkilediğini, insanların bir anda her şeylerini kaybedip evsiz konumuna düşebildiklerini öğrendik. Sosyal hizmetlerin neredeyse tamamen hayır kurumları ve kilise gibi dini örgütlere bırakıldığı bu ülkede insan bir tökezlemeye görsün, çok hızlı bir şekilde dibe sürüklenebiliyor.

San_Diego_nun_mekezi.jpg
Jakarandalarla kaplı San Diego sokakları

Geceyi geçirdiğimiz San Diego'yu Los Angeles'a bağlayan yol, ülkenin en kalabalık eyaleti California'nın en işlek otobanı. İki saatte alınabilen yolun bir kısmını otobandan gittikten sonra, manzarasının güzelliğiyle bilinen “Highway 1”a, yani ülkenin 1 numaralı yoluna saptık. Batı Amerika'nın krema tabakasının yaşadığı gösterişli evler, her zaman daha fazlasını elde etme gayretindeki bir toplumun ulaştığı son noktalardan birini yansıtıyordu. Daha fazla kazanç sağlama umuduyla Batı'ya göç edenler Pasifik kıyılarına ulaşınca durmak zorunda kalınca, yerleştikleri bu topraklarda felsefelerini devam ettirmiş ve kazançlarını arttırdıkça bunu gösterecek yollar aramaya başlamışlar. Umberto Eco'nun Amerika seyahatindeki izlenimleri aktardığı Travels in Hyperreality kitabına kulak verecek olursak, okyanusa bakan bu tepelere dünyanın farklı mimari tarzları örnek alınarak inşa edilen ve eski dünyadaki sanat eserlerinin kopyalarıyla donatılan evler, “past-izing”, yani kabaca “geçmiş yaratma çabası”nın (ama tarih değil) ürünü. Ülkenin refahını, gelişmişliğini bu sokaklarda gözlemlemeniz bekleniyor. Eco'nun “refah” kelimesinin Amerika'daki manasıyla ilgili tespitine bakacak olursak, bu gösterişi daha iyi anlamak mümkün: “Amerika'da 'bir kahve daha alabilir miyim,' demezsiniz, 'daha fazla kahve' istersiniz; 'A sigarası B sigarasından uzun' demezsiniz, o sigarada 'daha fazlası' olduğunu söylersiniz, alışkın olduğunuzdan, isteyebileceğinizden daha fazlası, çöpe atabileceğiniz bir artık olmalıdır -işte buna da refah denir.” Bu kadar “refah” varken, ülkede neden bu kadar çok yoksul ve aç insanın olduğunu anlamaksa başka bir mesele.

Los_Angele..ett_ile.jpg
Los Angeles'ta, Mel ve Garrett'ın evinde

Kırmızı ışıklar yüzünden çok yavaş ilerlediğimizden ancak akşama doğru evlerine girdiğimiz Mel ve Garrett'ın samimi gülüşü, trafikteyken fazlasıyla şahit olduğumuz bu gösterişin ardından içimizi ısıttı. Los Angeles, yatay olarak genişlemiş bir şehir, dolayısıyla mahallelerde yüksek apartmanlar yerine bahçe içinde evler var. Misafir olduğumuz ev de böyle bir mahalledeydi ve güneş çekilince havanın iyice serinlemesiyle arka bahçede ateş yaktık. Hep birlikte hazırladığımız yemeği orada pişirip yedik ve geçtiğimiz eyaletlerden alarak buzluğumuza depoladığımız yerel biraları tadarken sohbet ettik. Güzel sanatlar fakültesinden mezun olan Mel, çocuklara hayvanlar aracılığıyla doğayı sevdirmeyi amaçlayan bir projede çalışıyor. (Çocukların dokunmaları için okullara götürdüğü bir Madagaskar hamamböceği, iki gecko, bir iguana, bir yılan, iki kurbağa ve sürüsüne bereket çalı böceğiyle aynı odada uyuduk.) Aynı fakülteden mezun olan Garrett ise, eğitimini aldığı resimle ilgili bir alanda çalışıyor: İşi, zenginlerin evine tablo asmak! İkisi de bu şekilde hayatlarını daha iyi kazanabildiklerini söyledi.

Pasifik_k_..r_mart_.jpg
Pasifik kıyısında bir martı

İki gece kaldığımız Los Angeles'tan ayrılınca, San Luis Obispo'ya kadar içeriden ilerleyen otobandan gittikten sonra yine Highway 1'a bağlanarak okyanus kıyısına çıktık. Geniş otobanların aksine gidiş-gelişli ve virajlı olan yolun her kıvrımı insanın aklını başından alan manzaralarla dolu. Monterrey'den sonra San Jose'ye ulaştık. Silikon Vadisi nedeniyle dünyanın dört bir yanından gelen göçmenlerin nedense birbirine karışmadan yaşadığını gözlemlediğimiz şehirde, evlerinde kaldığımız Burcu ve Efe'yle evde bira içmek dışında fazla vakit geçirmeyip soluğu San Francisco'da ve Yosemite Ulusal Parkı'nda aldık. San Francisco, Amerika gibi muhafazakar bir ülkede açık fikirli insanların bir araya geldiği bir şehir olduğu için ikimizin de çok ilgisini çekiyordu, ne yazık ki yazın dahi buz gibi olan havası nedeniyle burada yaşamanın çok zor olacağını düşündürttü. Yosemite ziyaretimizse, Amerikalıların gazilerini andıkları “Memorial Day” nedeniyle üç güne çıkan bir hafta sonuna denk geldiğinden park içindeki trafikten kurtulma telaşı içinde geçti. Yine de birkaç güzel kare yakalamayı başardık.

San_Francisco_K_pr_s_.jpg
San Francisco Köprüsü
yosemite_de__elale.jpg
Yosemite'de

26 Mayıs'ta ayrıldığımız San Jose'den Portland'a varmamız, neredeyse bütün yolu sahilden gittiğimiz için, iki tam günümüzü aldı. Yolu uzatsa bile 5 numaralı otobanı değil de 101 numaralı sahil yolunu kullandığımız için ne kadar mutlu olduğumuzu resimlerden çıkarabilirsiniz. Sert iklim nedeniyle fazla yerleşimin olmadığı bu sahil şeridi sisli ormanları, kayalıklı koyları, okyanusa açılan nehirleri, tepelerden fışkıran rhododendronları ve çayırlarda gezen geyikleriyle bizi büyüledi.

Amerikan_geyikleri.jpg
Amerikan geyikleri
Highway_1.jpg
Highway 1

Oregon'a giriş yaptıktan sonra Kuzey Batı'nın büyük şehirlerinden Portland'a ulaştığımızda, üstünde çatlaklar olan iki lastiği daha iyi durumdaki iki kullanılmış lastikle değiştirmek durumunda kaldık. Otobanlardaki trafik acımasızca aktığı için beklenmedik bir aksiliğin çok kötü sonuçlara yol açabileceğini tahmin etmek zor değil. Planda olmayan bu harcamamızı daha kolay sindirmek için Portland'ın merkezine giderek birer bira içtik. Columbia Nehri'nin ikiye böldüğü şehir merkezi, yayalar ve ulaşım için bisiklet kullanan sakinlerle canlıydı. Şehrin biraz dışında başlayıp kilometrelerce ilerleyen Columbia Nehri Havzası ise kesintisiz bir yeşilliğin arasından akan nehri yukarıdan görürken, bu manzaraya sahip orman içine gizlenmiş evlerde yaşayan insanlara gıpta etmemize neden oldu. Olsa olsa burada yaşıyordur dediğimiz Ursula K. Le Guin'e de selam ettik.

Kuzey_Pasi..i_orman.jpg
Oregon'un büyüleyici ormanları

Portland'da kaldığımız gece, ABD seyahatimiz açısından bir dönüm noktasına sahne oldu: Şehrin etrafındaki yine yalnızca karavanlara göre tasarlandığı için kalamayacağımızı anladığımız kamp alanlarından ümidi kesip ne yapacağımızı düşünmek için bir dinlenme alanına girdik. Tabelalarda en fazla sekiz saat park edebileceğimiz yazıyordu. Uykumuzu almamız için bu kadar süre yeterliydi ve kapıları kilitleyip derin bir uykuya daldık. O günün ardından mümkün olan her geceyi dinlenme alanında geçirerek aile bütçemize katkıda bulunduk. Genelde kamyonların gece boyu motoru kapatmaması nedeniyle biraz gürültülü bir seçim olsa da buna değdi.

Washington eyaletinin Seattle şehri, deniz kıyısına kurulu güzel bir kent. Bununla birlikte Amerikalıların araba sevdası bir çok yerde olduğu gibi burada da otoyolları baş köşeye oturtmuş. Sahilin hemen 20 metre gerisinden üç katlı bir otoban geçiyor. Deniz kıyısında oturup bir şeyler yemek istediğinizde otoban gürültüsünden bir süre sonra kafanız şişiyor.

Seattle_vapuru.jpg
Seattle vapuru

California'da neredeyse Meksika sınırından başladığımız 11 günlük Pasifik turu, 29 Mayıs'ta okyanus kokusunu kaybettiğimiz Spokane şehrinde sona erdi. 6 Haziran'da bizimle buluşmak için İstanbul'dan gelecek arkadaşlarımızı New York eyaletinin Buffalo şehrinde karşılamamız gerekiyordu. Önümüzde az bir vakit vardı ve daha Yellowstone ile Rocky Dağları'nı görememiştik. Acaba yetişebilecek miydik?

do_u_washi.._bat_m_.jpg
Doğu Washington'da günbatımı

Posted by acikbilet 21:25 Archived in USA Tagged backpacking

Email this entryFacebookStumbleUpon

Table of contents

Comments

acaba arkadaşlara ulaşabildiler mi ? :)))))

by patakurt

Hay allah, şu polisiye romanlarını andıran bitirişleriniz bir alem :) Bu bölüm biraz kandırmacalı olmuş :) Hop diye Washington'a sıçramış bizi merakta bırakıp bitirmişsiniz.. Halbuki Yellowstone ve Rocky Mountain o upuzun Washington yolu üzerinde değil mi?????

by EylemT

eylemciğim, halbuki washington eyaleti oragon eyaletinin kuzey komşusu değil mi? washington d.c.'ye geleceğiz, sabırlı ol :)

by acikbilet

Comments on this blog entry are now closed to non-Travellerspoint members. You can still leave a comment if you are a member of Travellerspoint.

Enter your Travellerspoint login details below

( What's this? )

If you aren't a member of Travellerspoint yet, you can join for free.

Join Travellerspoint