A Travellerspoint blog

İki Okyanus Arasında

Idaho, Montana, Wyoming, Colorado, Nebraska, Iowa, Illinois, Indiana, Ohio, Pennsylvania, New York

all seasons in one day 20 °C
View Seyahat & United States on acikbilet's travel map.

As I sail’d down the Mississippi,
As I wander’d over the prairies,
As I have lived—As I have look’d through my windows, my eyes,
As I went forth in the morning—As I beheld the light breaking in the east;
As I bathed on the beach of the Eastern Sea, and again on the beach of the Western Sea;
As I roam’d the streets of inland Chicago—whatever streets I have roam’d;
Or cities, or silent woods, or peace, or even amid the sights of war;
Wherever I have been, I have charged myself with contentment and triumph.
Song at Sunset'ten alıntı
Walt Whitman

Passepartout'nun ön tekerleklerinden gelmeye başlayan cıyaklamalar kulakardı edilemez noktaya geldiğinden uğramak zorunda kaldığımız Spokane'deki bir tamirhanede kötü haberi aldık: Ön fren balataları tükenme noktasına gelmişti, rot pedinin de değişmesi gerekiyordu, tamiratın hediyesiyse 300 dolardı. İkinci el arabalarda bu tür risklerin olduğunu bilsek de bütçemize balyozla inen bu darbeyi de “önce güvenlik” diyerek hazmettik ve Yellowstone Ulusal Parkı'na doğru ilerlemeye devam ettik.

Yellowston..raklar_.jpg
Tüten topraklar

Washington eyaletinden çıktıktan sonra, Idaho ile Montana'yı geçmek iki günümüzü aldı ve Yellowstone Ulusal Parkı'na Montana ile Wyoming'in birleştiği kısımdan giriş yaptık. Harita alarak yolumuzu belirledikten sonra, içinde danışmanın ve küçük bir müzenin yer aldığı binanın önündeki üzerinde elklerin gezindiği yeşilliğe masamızı, sandalyelerimizi çıkararak kahvaltı hazırlamaya başlamıştık ki, şiddetli bir yağmur bastırdı. Hemen tekrar arabanın içine kaçarak bir şeyler atıştırdık ve tüm gün gezsek de her yerini göremeyeceğimiz parkın içinde ilerlemeye başladık.

Gayzerleri..bir_elk.jpg
Yellowston..bir_elk.jpg
Yellowstone'da elkler

Dar, ama asfaltlanmış yol, canlı yeşil çayırların ve çeşit çeşit iğneli ağacın arasından geçiyordu. Başımızı çevirdiğimiz her yönde tüten beyaz dumanlar görüyorduk, zaman zaman da burnumuza haşlanmış yumurta gibi gelen sülfür kokusu ulaşıyordu. Bunun nedeni, Yellowstone'un 9000 km2'lik volkanik bir platoyu kaplıyor olması ve dünyadaki gayzerlerin yarısının bu parkın sınırları içinde bulunması. Çok ilerlememiştik ki, hemen yanımızda bir bizon sürüsü olduğunu fark ettik ve durup hayatımızda ilk defa gördüğümüz bu hayvanları seyrettik. Ötedeki tepelere kadar uzanan çayırları benek gibi kaplıyorlardı ve yavruları yetişkinlerden daha tatlı bir kahverengiydi.

Yellowston..izonlar.jpg
Bizon sürüsüyle ilk karşılaşma

Biraz daha gittiğimizde, Lower, Midway ve Upper Geyser Basin'lerin olduğu bölgeye ulaştık. Volkanik arazide gaz sıkışması sonucu yeraltı sularının tazyikle yukarı “fışkırması”,* fokurdaması ya da buharlaşıp tütmesiyle sonuçlanan bu doğa olayı, gözlem yapılabilen her noktada farklı bir manzarayla karşılaşmanıza neden oluyor. Parkın alameti farikası haline gelen gayzerse, Old Faithful. Nedeniyse, uzun yıllardır düzenli olarak ortalama saatte bir 50 m. kadar yüksekliğe su fışkırtması. Gittiğimizde gösteriye daha 45 dakika vardı. Biraz oyalandık ve gayzerin etrafına yerleştirilmiş iki sıra bankta uygun bir yer seçip beklemeye başladık. Herkes elinde ya da tripodunda kamerası ve fotoğraf makinesiyle bekleyişe geçmişti. Sadık gayzer sözünü yerinde tutup kendinden bekleneni gerçekleştirdi.

Yellowston.._gayzer.jpg
Turkuaz renkli bir gayzer
Old_Faithful.jpg
Sadık yâr Old Faithful

Yellowstone Parkı'nın sınırları içinde yalnızca gayzerler değil, nehirler, şelaleler, üç büyük göl ve bir de kanyon var. Bütün doğal güzellikler, 142 millik bir yol boyunca ve etrafında görülmeyi bekliyordu. Gün sonuna doğru kanyona giderken, herkesin elinde dürbünle bir yere baktığını fark ettik ve biz de kenara çektik. Biri, “Grizzly'yi gördünüz mü?” diye sordu. “Nerede?” deyince, tripoda yerleştirdiği dürbüne işaret edip “Bakın!” dedi. Evet, işte Werner Herzog'un Grizzly Man belgeselini izlerken kanımızı donduran koca ayı karşımızdaydı! Çok uzakta olmasına rağmen yine de tüylerimizin diken diken olduğunu hissettik. Aslında, parkın içinde arabayla giderken karşımıza çıkacağını düşünüyorduk. Bizon gördük, elk gördük, ama bu ayı türünün sayısı giderek azaldığından karşılaşmak da zorlaşmış anlaşılan. Köpeği Charley ile bizim şu an kat etmekte olduğumuz kısmı aksi yönden geçen John Steinbeck, seyahatini anlattığı Travels with Charley'de, etraftaki ayılar Charley'nin içindeki Hyde'ı ortaya çıkardığı için Yellowstone'a girmesiyle çıkmasının bir olduğunu söylüyordu. Sözünü ettiği yıllar 60'lar olduğuna göre, ciddi bir değişim olmuş demek ki.

Grizzzzzzzly.jpg
Dikkatli bakıldığında seçilebilen kahverengi benek aslında bir Grizzly ayısı!
G_nbat_m_nda_bizonlar.jpg
Bizonlar ve batan güneş

Kanyona ulaştığımızda güneş batmak üzereydi. Sarıdan kızıla farklı tonlar barındıran toprak ve gün batımında kızaran bulutlar öyle muhteşem görünüyordu ki, uzun uzun, hava iyice kararıncaya dek seyrettik.

Yellowston..en__nce.jpg
Yellowston..nbat_m_.jpg
Kanyonda günbatımı

Gece kalacak bir yer bulmamız gerekiyordu, ama henüz hava yeterince ısınmadığından parkın çıkış yapacağımız kısmındaki kamp yerleri açılmamıştı. Bu nedenle zifiri karanlıkta, önümüze bir hayvan atlamamasını ümit ederek yavaş yavaş ilerliyorduk. Yoldan başka gelen geçen de yoktu, karanlık çökünce içimizi ürperten bu vahşi topraklardan bir an önce çıkmalıydık. Bunları düşünürken, sağ şeridi beyaz bir bizonun kaplamış olduğunu gördük. Yanından usulca geçerken, kocaman gözleriyle bizi izledi, burun deliklerinden beyaz dumanlar çıktığını görebiliyorduk. Daha sonra düşününce gördüğümüz bizonun hakikaten yerlilerce kutsal sayılan beyaz bizon mu olduğunu, yoksa bu muhteşem yerin etkisi ile rengini ayırt edemeyip hayal mi gördüğümüzü tam olarak bilemedik.

Yellowston.._da_lar.jpg
Yellowstone Gölü ve arkada buzlu dağlar

Chicago'ya gitmeden Rocky Mountain Ulusal Parkı'nı da görmek istediğimiz için Wyoming'den Colorado'ya geçip Fort Collins'e kadar indik. Geceyi geçirdiğimiz dinlenme alanındaki bilgilendirme ekranından kar yağışı nedeniyle parka giden yolun kapandığını öğrenince tekrar yola koyularak gördüğümüz kısmı tamamen bozkırlardan ibaret Nebraska ve Iowa'yı iki tam günde geçtik ve Chicago'ya akşam vakti vardık. Michigan Gölü'nün kıyısındaki kanalların ayırdığı adacıklar üstüne kurulu şehri düşündüğümüzden çok daha estetik, ama bir o kadar da soğuk bulduk. Misafir olduğumuz arkadaşlarımız Sibel ve İzzet'in şehrin göbeğindeki evlerini üs yaparak uzun süredir ovalara, dağlara alışmış bedenlerimizi büyük şehrin sokaklarında gezdirip, haftasonu göl kenarında dolaşarak keyifli bir üç gün geçirdik.

Chicago_da_bir_k_pr_.jpg
Chicago'da bir köprü ve arkasında gökdelenler
Deniz_ve_B..cago_da.jpg
Deniz ve Barış Chicago'da

Chicago ile Niagara Şelalesi'ne en yakın havaalanını barındıran Buffalo City arasının dokuz saat araba kullanmayı gerektiren uzun bir yol olduğunu bilmemize rağmen, Chicago'da demleme çay bulduğumuz kahvaltı masasını terk edip yola çıkmamız öğleni buldu. Yemek molalarını uzatmazsak tam vaktinde yetişiriz desek de, hesaba katmadığımız ve bizim aleyhimize işleyen saat farkı nedeniyle geç varacağımızı yolun yarısında fark edip ilk defa hız limitlerini aşarak ve benzin almak dışında hiç mola vermeden Cenk ve Petek'i karşılamaya yarım saat gecikmeyle gidebildik. Ertesi gün ziyaret ettiğimiz Niagara, gezimizin ilk durağı Arjantin'de gördüğümüz Iguazu yanında sönük kaldı. Hem Amerika hem de Kanada tarafında şehir merkezinde kalmış olan şelale çirkin bir yapılaşmayla o kadar iç içe ki (şelalenin üstünden iki ülkeyi birbirine bağlayan bir köprü geçiyor ve bizim bulunduğumuz Amerika tarafından bakıldığında manzaraya Kanada tarafındaki otel ve kumarhanelerin oluşturduğu fon eşlik ediyor), doğanın gücünü hissetmek pek mümkün olmuyor.

Niagara_ve_Kanada.jpg
Niagara Şelalesi ve arkada Kanada

Pasifik kıyısında başlayan Amerika yolculuğumuzun üçüncü kısmı, 8 Haziran'da vardığımız Atlantik kıyısındaki New York şehrinde sonlanıyordu. İkinci kez geldiğimiz bu şehirdeki tatlı hayatımızın ayrıntıları bir sonraki yazıda...

  • “Sayın seyirciler, bakın fışkırıyoooo!” Gayzerlerle ilgili bilimsel bir terim olan “fışkırıyoo”nun tüm hakları, Ayna belgeselinin (!) sunucusuna aittir.

Posted by acikbilet 10:03 Archived in USA Tagged backpacking

Email this entryFacebookStumbleUpon

Table of contents

Comments

Fotograflar ayrı, yazılar ayrı güzel!!!Tanıdık yerleri sizden okumanın keyfi de başka. Biz de Rocky M. P.'da yürüyüş yaparken grizzly ile karşılaşmıştık. Korkudan nasıl gerisin geri arabaya gittiğimizi hatırlamıyorum bile. Daha öncekilere benzemeyen çok tuhaf bir korkuydu. Niagara'da da aynı hayal kırıklığını yaşamıştım ve kafamda o koca su kütlesini bir ormanın içine yerleştirip öyle hayal etmeye çalışmıştım. Ayna belgeselini ise gayet iyi biliyorum, hatta izlemekten kendimi alamiyorum:))

by alkim

Comments on this blog entry are now closed to non-Travellerspoint members. You can still leave a comment if you are a member of Travellerspoint.

Enter your Travellerspoint login details below

( What's this? )

If you aren't a member of Travellerspoint yet, you can join for free.

Join Travellerspoint