A Travellerspoint blog

Books

Okugan: Travels with Herodotus

Ryszard Kapuściński

DSC_0045.jpg

“Onu yola çıkmaya sevkeden neydi? Harekete geçmesine ne neden oldu? Seyahatin zorluklarını göğüslemesinin, bir keşiften diğerine onca tehlikeye boyun eğmesinin sebebi neydi? Bana kalırsa, yalnızca dünyayı merak ediyordu. Orada olmak, her ne pahasına olursa olsun kendi gözleriyle görmek, sonucu her ne olursa olsun bunu yaşamak arzusundaydı.”
Herodot için Kapuściński, kitaptan alıntı

Zorlu kayaç patikaları tırmanarak, ahşap gemilerle kabaran denizlerde ilerleyerek, at sırtında bozkırları geçerek o zaman bilinen dünyanın en uç diyarlarına giden, gördüklerini, duyduklarını kaydederek modern tarihçiliği başlatan Herodot'un seyahati, üstünden 2500 yıl geçmiş olmasına rağmen bitmemişti. Bilge Yunanlı, sıkıyönetim altındaki Polonya'da, Yunanistan'ın yerini haritada gösteremeyecek denli dünyadan kopuk yetişmiş bir savaş çocuğu olan Kapuściński'nin karşısına bir anlığına tarih dersinde çıktıktan sonra sansüre takılınca, muhabir olarak gönderileceği ilk yurtdışı seyahatine kadar sessizce bekledi.

Dünyayı merak eden ve sadece sınır çitinin öte yanını görmeye bile razı olan Kapuściński, gazeteci olduktan sonra ilk yurtdışı seyahati için Hindistan'a gönderilir. Hayalleri komşu ülkeye kadar ulaşabilmişken, bir anda kendini kasvetli ve soğuk Doğu Avrupa sokaklarından uzakta, sık tropik bitkilerle kaplı, rutubetli ve sıcak bir kıtada, kalabalığın ve karmaşanın içinde bulur. Deneyimsizliği ve şaşkınlığıyla, editörünün ilk görevi için hediye ettiği Tarih kitabının yazarı Herodot'a sığınmaktan başka çaresi yoktur. Meslek hayatı boyunca yol arkadaşı olacak Herodot'la aralarındaki ilk bağ bu şekilde kurulur.

Travels with Herodotus, son kitabı olması hasebiyle belki de Kapuściński'nin yol arkadaşına vefa borcu olarak tasarladığı bir eser. Hindistan'da başladığı yurtdışı muhabirliği görevine uzun yıllar, Uzak Doğu'da, Pasifik'te, Orta Doğu'da, Orta Amerika'da, Avrupa'da ve Afrika'da devam eden Kapuściński, 27 devrim ve ihtilal görür, dört defa da ölüm cezasına çarptırılır. Çaylak gazetecilik yıllarından, tecrübelerle olgunlaşıp hem yurtdışı muhabirliği hem de seyahat edebiyatının üstatlarından biri olarak kabul edildiği günlere dek obsesif bir şekilde çantasında taşıdığı ve dönerek tekrar tekrar okuduğu, Herodot'tur.

2004 yılında basılan kitabında Kapuściński, kendi gazetecilik geçmişini ve seyahatlerini, Herodot'un tarihçiliği ve keşifleriyle birlikte, akıcı, yetkin ve sorgulayıcı bir dille anlatıyor. Tarihe tanıklık etmiş ve farklı yollarla gördüklerini, yaşadıklarını ve duyduklarını kaydetmiş -biri kendi olmak üzere- iki yazar, kitabının baş karakterleri. İki bilge adam, bize başka başka dünyaların bir arada var olduğunu ve her birinin farklı olduğunu gösteriyor. Bu dünyaları tanımalıyız, çünkü o dünyalar, o öteki kültürler, bizim kendimizi daha iyi görebilmemizi sağlayacak birer ayna. Kendi kimliğimizi ötekilerle yüzleşmeden ve kıyaslamadan tanımlamamızın bir yolu yok çünkü.

Deniz Koç

Posted by acikbilet 3:26 AM Archived in Books Comments (0)

Okugan: Travels with Charley: In Search of America

John Steinbeck

DSCN8028__.._rl____.jpg

Steinbeck, 1960 yılında, olgun ve ünlü bir yazarken -iki yıl sonra Nobel Ödülü sahibi olacaktır-, hayatı boyunca Amerika ve bu ülkede yaşayan insanlarla ilgili yazdığını, ama aslında ikisini de neredeyse hiç tanımadığını fark eder ve “gerçek Amerika'yı” keşfetmek üzere yola koyulur. Herkesçe tanınmasına rağmen, tek başına cisminin kendini ele vermeyeceğini düşünerek ismini değiştirmeye karar verir, köpeği Charley'i onunla birlikte gelmeye ikna eder ve özel olarak yaptırdığı kamyonu Rocinante'yle yola çıkarlar. Güzergahını, kabaca, oturmakta olduğu Long Island, New York'tan çıkıp ülkenin kuzeyinden geçen yolları takip ederek memleketi Salinas, California'ya gitmek ve çıktığı noktaya güneyden geri dönmek üzere belirler.

Samimi olmak gerekirse, ABD seyahatimiz sırasında okuduğum en iyi kitap bu kitap değildi. Ancak yine de Amerikalı bir yazarın Amerika üzerine yazmış olduğu bir seyahat edebiyatı örneği olduğu için burada bahsetmek istedim. Yazarın yol boyunca Amerika'yla ilgili yaptığı tespitlerden çok, Charley'den bahsettiği kısımlar ve karşılaştığı insanlarla aralarında geçen diyaloglar kitabı sonuna kadar okumamı sağladı. O sıralar yeni yeni başlamakta olan karavan ve “motor home” kültürüne yabancı insanları birer mıknatıs gibi yanına çeken Rocinante sayesinde, yoluna çıkan neredeyse herkesle sohbet etme şansı elde eden Steinbeck, okura göçmen işçilerin, ırkçıların ya da toplumdan dışlanmış kişilerin o ana dair bir fotoğrafını çekip sunuyor sanki. Beni kitapta sürekli iten şeylerden biri, Steinbeck'in “büyük yazar” olduğunun fazlasıyla farkında olması, bunu da üslubuna yansıtması; diğeriyse kitabın birçok yerinde silahlardan ve bir zamanlar zevk için ne kadar çok avlandığından söz etmesiydi. Yola çıkarken -kendini korumak için- yanına birkaç silah aldığı yetmezmiş gibi, durakladığı bir kasabada dürbünlü bir tüfeği çok beğenip satın aldığını anlatıyor, ilerleyen günlerde yol kenarında dinlenirken karşısına çıkan iki çakalı vurmaktan son anda vazgeçtiğini söylüyordu. Yemek için, ihtiyaç için öldürmekle zevk için öldürmek arasındaki farkı (ki benim için hiçbiri makul değil, sözüm ona "av sporu"ndan bahsediyorum) ancak bu ilerlemiş yaşında görebilmesi ve öldürmek eylemi söz konusu olduğunda hayvan ve insanlar arasına çok keskin bir çizgi çizebilmesi, Steinbeck hakkındaki düşüncelerimin daha net şekillenmesine neden oldu. Seyahat edebiyatının bu özelliği çok belirleyici kanımca: Tıpkı günlük gibi, yazan kişinin içini, düşüncelerini yansıtması ve onu kurmaca eserlerinde olduğundan çok daha çıplak bir halde ele vermesi.

Çevirisinin olmadığını gördüğüm bu kitabın, yakın zamanda Türkçede yayımlanacağını da sanmıyorum. Bu nedenle içeriğine dair bilgi vermekten sakınmadım.

Deniz Koç

Posted by acikbilet 1:08 PM Archived in Books | USA Comments (0)

Okugan: The Old Patagonian Express

Paul Theroux

15211058.jpg

Theroux, haritaya bakarken, Boston'daki ailesinin evinin önünden kalkan banliyö trenine atladıktan sonra tren değiştire değiştire Patagonya'ya kadar gidebileceğini fark edince, bir kitap yazma fikriyle yola çıkar. Seyahatlerini yazan çoğu yazarın, yolculuğun kendini değil, vardıkları yeri anlatmayı tercih ettiklerini düşündüğünden, kitabını, asıl önemli olduğunu düşündüğü bu başlangıç noktasından varış noktasına kadar geçen süreci anlatmak üzere tasarlar. Üç ay kadar bir süre boyunca, güneye indikçe külüstürleşen onlarca tren değiştirir, toz toprak içinde sınır kapılarından geçiş yapar, yolda pek çok insanla tanışır. Karşısına çıkan hiç kimseden hoşlanmayan, İngiltere'deki karısı ve çocuklarının özlemi içini yakarken burada ne işi olduğunu kendi kendine sorup duran Theroux'nun kitabı, sürekli şikayet eden ve sıkıntılı bir ruh haliyle kaleme alınmış olsa da, anlatı tarzı, yorumları ve aktardığı insan portreleriyle çok etkileyici. Benim için, trende sohbet ettiği El Salvadorlu pazarlama elemanı ya da Panama'da işlettiği krematoryumu gezdiren Amerikalı'yla aralarında geçen diyaloglar, en az Buenos Aires'te Jorge Luis Borges'le yaptıkları edebiyat tartışmaları kadar ilgi çekiciydi. İyi bir seyahat edebiyatı örneği.*

Deniz Koç

  • Internet'ten araştırdığımda, Paul Theroux'nun bu kitabının henüz Türkçeye çevrilmediğini gördüm. Yapı Kredi Yayınları, Bruce Chatwin'le birlikte tekrar Patagonya'yı ziyaret edişlerini anlatan Yeniden Patagonya kitabını yayımlamış, Chatwin'in önceki seyahati de yayınları arasında olduğuna göre, Theroux açısından bir eksiklik yok mu?

Posted by acikbilet 11:12 AM Archived in Books Comments (0)

(Entries 1 - 3 of 3) Page [1]