A Travellerspoint blog

Chiapas'tan Yucatan'a

Oaxaca, San Cristobal de las Casas, Palenque, Merida ve Valladolid

sunny 30 °C
View First 12 Months & Mexico & Central America on acikbilet's travel map.

Meksika'daki ulaşım sistemini tekeline almış ADO'nun otobüsü Oaxaca'ya vardığında, hava yeni yeni aydınlanıyordu. Kendimizi sabahın bu saatinde kepenkleri indirilmiş sokaklarda kalacak yer ararken bulduk, ama neyse ki fazla dolaşmak zorunda kalmadık. Dinlendikten sonra tekrar dışarı çıktığımızda, Mexico City'den daha otantik bir şehirle karşılaştık. Koşuşturan metropolitan kalabalığı, yerini her köşeyi kapmış seyyar satıcılara ve şehrin kalbi olan meydan, yani zocalo'da boyları kadar balonlarıyla oynayan çocuklara, banklarda oturup sohbet ederken bir yandan dondurma, patates ya da muz kızartması, közlenmiş ya da haşlanıp üstüne misket limonu suyu ve mayonez sürülüp acı biber ekilmiş mısır yiyen sakinlere bırakmıştı. Zocalo'nun bir köşesi, bir-iki gün sonra gerçekleştirilecek ara seçimler için oy toplamaya çalışan parti temsilcilerinin astığı kanlı sahnelerle dolu afişlerle ve bu tabloyu yalnızca kendinin değiştirebileceğini ileri süren adayların sözleriyle kaplıydı. Diğer köşedeyse, üst-baş ve korsan DVD satıcıları yan yana dizilmişti. DVD satıcılarının yanına gittiğimizde, tezgahlardaki minik televizyonlarda çeşitli protesto gösterilerinin amatör video kayıtlarının gösterilmekte olduğunu fark ettik. Kimi zaman polisin protestocuları nasıl şiddet kullanarak bastırdığı gözler önüne seriliyordu, kimi zamansa eylemcilerle yapılmış röportajlara yer veriliyordu.

oaxaca_katedral.jpg
Oaxaca'da Santa Domingo Kilisesi

Başkenti olduğu eyaletle aynı ismi taşıyan Oaxaca, politik açıdan aktif bir yer. Son olarak, 2006 yılının Mayıs ayında ücretlerinin artırılmasını talep eden öğretmenlerin başlattığı grev, sivil toplum örgütlerinin de desteğiyle eyalet valisinin istifasını istemeleri ve şehirdeki – yerel televizyon dahil – bazı binaları işgal etmeleriyle tırmanırken, daha önce Mexico City yazısında sözünü ettiğimiz PRI tarafından desteklendiği öne sürülen paramiliter güçlerin grevcilere saldırması üzerine federal hükümetin duruma müdahele etmesiyle dünya basınının gündemine gelmişti. Merkezden gönderilen asker ve polislerin iki ay boyunca uyguladıkları baskı ve şiddet sonucu Aralık ayında onlarca kişinin ölmesi ve grevin bu şekilde kırılması, burada yaşayan herkesin zihninde canlılığını koruyor olmalı.

Zocalo'dan çıkar çıkmaz ulaştığımız sabit pazarda şehrin özel lezzetlerinden olan çekirge kızartması satan kadınların denememiz için ısrarla uzattıkları kaşıkları “gracias”larla çevirip yanan mangallardan dumanaltı olmuş loş bir koridorun iki yanını kaplayan büfelerden birinde avokadolu salata ve tortilla eşliğinde biftek, sucuk ve közlenmiş soğan, biber yedik. Biberi ilk tadan Deniz'in ağzındaki yanma neredeyse 10 dakika boyunca devam edince, ben de merak edip bir tane ağzıma attım. Tahammül sınırlarımızın çok ötesindeki acı gözlerimi yaşartıp dört bir yanımdan ter fışkırmasına neden oldu. Yan masadaki komşuların biberleri çerez gibi yediklerini belirtmeden geçemeyeceğim.

oaxaca_da_sabit_pazar.jpg
Oaxaca'nın sabit pazarı

Bölgenin lezzet başkenti olma sıfatına da sahip olan Oaxaca sokaklarında dolaşırken, seyyar arabalardaki tezgahlarda yapılan peynirli, soğanlı, ananaslı hamburgerlerden, mısır çeşitlerinden, sarmısak dişleriyle kavrulmuş fıstıklardan, taze meyve sularından ve şehrin meşhur çikolatalı sütlerinden bol bol tatma fırsatı bulduk ve bu şehri terk etmek çok zor gelse de, yakınlardaki antik Maya şehri Monte Alban'ı ziyaret ettikten tekrar yola çıkıp ülkenin güney sınırındaki Chiapas eyaletinin San Cristobal de las Casas şehrine geçtik.

oaxaca_da_.._c_lar_.jpg
Oaxaca'da sokak satıcıları

İsmini, fethin ilk yıllarında yerli haklarını savunan Chiapas psikopozu Bartolome de las Casas'tan alan şehir, ülkenin en güzel kolonyal kenti olarak lanse edilse de, Oaxaca'da süregelen kendi halinde hayattan sonra, zorlama turistikliğiyle içimizde oluşan boşluğu doldurmaya yetmedi. İsmiyle politik çağrışımları birlikte getiren San Cristobal de las Casas, 1994 yılında, yaptığı yolsuzluklar artık ayyuka çıkan Meksika hükümetine ve orduya karşı isyan bayrağını çeken ve adını artık bir efsane haline gelen Emiliano Zapata'dan alan Zapatistaların (EZLN – Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu) kalesi olan Chiapas şehirlerinden biri olarak biliniyor.

san_cristo..n_detay.jpg
San Cristobal de las Casas'ın ana meydanındaki katedralden detay

Las Casas'tan bindiğimiz otobüs kıvrım kıvrım yollardan geçtikten sonra, yaklaşık 5 km mesafedeki antik kısmı olmasa yeryüzünde kalınacak son şehir olacağını düşündüğümüz Palenque'ye ulaştı. Çarpık yapılaşmasıyla sevimsizleşen şehir, gündüz güneşin pişirdiği asfalttan yayılan sıcaklığı insanın teninde yapış yapış hissettiği bir yerdi. Antik Maya kısmını sıcak nedeniyle hızlı hızlı gezerek tekrar yola çıktık.

palenque.jpg
Palenque

Merida, Yucatan yarımadasındaki üç eyaletten yarımadayla aynı ismi taşıyan eyaletin başkenti. Yağışlı mevsim olmasına rağmen dayanılmaz derecede sıcak olan Merida'da misafir olduğumuz genç arkadaş Mario'nun evinde yatak umarken bulduğumuz hamaklarda yatmak zorunda kaldığımız ve bu şekilde uyumakta da pek başarılı olmadığımız için, şehirle ilgili planlarımızı kısa keserek Valladolid'e geçmeye karar verdik. Şehirden ayrılmadan önce gittiğimiz birahaneden ansızın bastıran yağmur nedeniyle çıkamadık, çıkınca da taksi bulamadık ve böylece seyahatimizde ilk defa otobüs kaçırmış olduk.

chitchen_i..n_detay.jpg
Chichen Itza'dan detay

Merida ve Cancun arasındaki Valladolid'e gidiş nedenimiz, Meksika'daki en ünlü Maya kentlerinden olan Chichen Itza'yı görmekti ve ziyaretimizin ardından, Küba'ya uçmak üzere Cancun'a geçip bu şehirde hiç vakit harcamadan havaalanının yolunu tuttuk.

Barış Pala

Posted by acikbilet 21.08.2009 5:08 PM Archived in Backpacking | Mexico Comments (0)

Okugan: Travels with Charley: In Search of America

John Steinbeck

DSCN8028__.._rl____.jpg

Steinbeck, 1960 yılında, olgun ve ünlü bir yazarken -iki yıl sonra Nobel Ödülü sahibi olacaktır-, hayatı boyunca Amerika ve bu ülkede yaşayan insanlarla ilgili yazdığını, ama aslında ikisini de neredeyse hiç tanımadığını fark eder ve “gerçek Amerika'yı” keşfetmek üzere yola koyulur. Herkesçe tanınmasına rağmen, tek başına cisminin kendini ele vermeyeceğini düşünerek ismini değiştirmeye karar verir, köpeği Charley'i onunla birlikte gelmeye ikna eder ve özel olarak yaptırdığı kamyonu Rocinante'yle yola çıkarlar. Güzergahını, kabaca, oturmakta olduğu Long Island, New York'tan çıkıp ülkenin kuzeyinden geçen yolları takip ederek memleketi Salinas, California'ya gitmek ve çıktığı noktaya güneyden geri dönmek üzere belirler.

Samimi olmak gerekirse, ABD seyahatimiz sırasında okuduğum en iyi kitap bu kitap değildi. Ancak yine de Amerikalı bir yazarın Amerika üzerine yazmış olduğu bir seyahat edebiyatı örneği olduğu için burada bahsetmek istedim. Yazarın yol boyunca Amerika'yla ilgili yaptığı tespitlerden çok, Charley'den bahsettiği kısımlar ve karşılaştığı insanlarla aralarında geçen diyaloglar kitabı sonuna kadar okumamı sağladı. O sıralar yeni yeni başlamakta olan karavan ve “motor home” kültürüne yabancı insanları birer mıknatıs gibi yanına çeken Rocinante sayesinde, yoluna çıkan neredeyse herkesle sohbet etme şansı elde eden Steinbeck, okura göçmen işçilerin, ırkçıların ya da toplumdan dışlanmış kişilerin o ana dair bir fotoğrafını çekip sunuyor sanki. Beni kitapta sürekli iten şeylerden biri, Steinbeck'in “büyük yazar” olduğunun fazlasıyla farkında olması, bunu da üslubuna yansıtması; diğeriyse kitabın birçok yerinde silahlardan ve bir zamanlar zevk için ne kadar çok avlandığından söz etmesiydi. Yola çıkarken -kendini korumak için- yanına birkaç silah aldığı yetmezmiş gibi, durakladığı bir kasabada dürbünlü bir tüfeği çok beğenip satın aldığını anlatıyor, ilerleyen günlerde yol kenarında dinlenirken karşısına çıkan iki çakalı vurmaktan son anda vazgeçtiğini söylüyordu. Yemek için, ihtiyaç için öldürmekle zevk için öldürmek arasındaki farkı (ki benim için hiçbiri makul değil, sözüm ona "av sporu"ndan bahsediyorum) ancak bu ilerlemiş yaşında görebilmesi ve öldürmek eylemi söz konusu olduğunda hayvan ve insanlar arasına çok keskin bir çizgi çizebilmesi, Steinbeck hakkındaki düşüncelerimin daha net şekillenmesine neden oldu. Seyahat edebiyatının bu özelliği çok belirleyici kanımca: Tıpkı günlük gibi, yazan kişinin içini, düşüncelerini yansıtması ve onu kurmaca eserlerinde olduğundan çok daha çıplak bir halde ele vermesi.

Çevirisinin olmadığını gördüğüm bu kitabın, yakın zamanda Türkçede yayımlanacağını da sanmıyorum. Bu nedenle içeriğine dair bilgi vermekten sakınmadım.

Deniz Koç

Posted by acikbilet 1:08 PM Archived in Books | USA Comments (0)

Dünyanın Biraları: ABD

Besleyici ve serinletici...


View First 12 Months & Seyahat & Chile & Mexico & Central America & United States on acikbilet's travel map.

usa.jpg

Bu ülkede o kadar çok ve çeşitli bira içtik ki, içtiklerimize geçmeden önce benim gibi senelerce tek tip bira içip ale'in stout'ın o kadar farkında olmayanlar için bira çeşitleri hakkında bilgi vermeye karar verdim: Biralar fermentasyon sırasında kullanılan mayaların özelliklerine göre ikiye ayrılıyor. 15-24 derece arası fermentasyon sağlayan mayalar, ale olarak adlandırılan yoğun kıvamlı ve berrak olmayan biraların üretiminde kullanılıyor. Birçok bira üreticisinin yaz aylarında ürettikleri kolay içimli summer ale, yoğun şerbetçiotu tadı içeren acımsı indian pale ale, kavrulmuş malt kullanılarak yapılan kallavi bira stout ve buğday birası hefeweizen tipi biraların hepsi genel olarak ale olarak sınıflandırılıyor. 7-12 derece arası fermentasyon sağlayan mayalar kullanılarak üretilen ve biranın berraklaşmasını sağlayan 0-4 derece arasındaki ikinci bir fermentasyona tabi tutulan biralar lager olarak adlandırılıyor. Esmer malttan üretilen kuvvetli bock ya da kolay içimli ve açık renkli pilsener ise lager'in alt türleri.

Texas'ın medarı iftiharı Schiner firmasının Bock'u, Colorado'lu Blue Moon'un Belgian White'ı, California'lı Anchor Steam'in Summer Ale'i, yine California'lı “cici çocuklar bizim biramızı içmesin" diyen Stone'un Levitation Ale'i, Chicago'lu Goose Island'ın Summertime'ı ve Boston'lı Samuel Adams'ın Hefeweizen'ı en beğendiğimiz biralardı. Amerika'da bir-iki yer hariç, tüm market ve alkollü içecek satan dükkanlarda biralar altılı paket olarak satılıyor. O yüzden birer ikişer alıp farklı markaları tatmak pek kolay olmuyor. Bu noktada gerek Amerika'da yaşayan, gerek Türkiye'den gelip de bira tüketimimize omuz veren tüm arkadaşlarımıza teşekkürü borç biliriz.

Neler İçtik:

Miller Chill - Lager
Bud Light – Lager
Budweiser – Lager
Schiner - Bock (Texas)
Schiner - Black Lager (Texas)
Alaskan - Amber (Alaska)
Lone Star - Lager (Texas)
Simpler Times - Pilsner (Wisconsin)
Boont - Amber Ale (California)
Scrimshaw - Pilsener (California)
Blue Moon - Belgian White (Colorado)
Red Tail - Ale (California)
Sierra Neveda - Summerfest Lager (California)
Sierra Neveda - Torpedo Extra IPA (California)
Humboldt - Hemp Ale (California)
Stone - Smoked Porter (California)
Stone - Levitation Ale (California)
Pyramid - Apricot Ale (Washington)
Bison - Chocolate Stout (California)
Full Sail - Pale Ale (Oregon)
Anchor Steam - Summer Ale (California)
Anchor Steam - Lager (California)
Gordon Biersch - Marzen (California)
Great White - Witbier (California)
Rolling Rock - Extra Pale (Missouri)
Brooklyn - Summer Ale (New York)
Goose Island - Summertime (Illinois)
Samuel Adams - Hefeweizen (Massachusetts)
Samuel Adams - Pale Ale (Massachusetts)
Samuel Adams - Boston Ale (Massachusetts)
Samuel Adams - Summer Ale (Massachusetts)
Samuel Adams - Boston Lager (Massachusetts)
Samuel Adams - Blackberry Witbier (Massachusetts)
Dominion - Oak Barrel Stout (Virginia)
Dominion - Spring Buck (Virginia)
Starr Hill - The Love (Virginia)
The Raven - Special Lager (Maryland)
Leinenkugel's - Sunset Wheat (Wisconsin)
Leinenkugel's - 1888 Bock (Wisconsin)
Leinenkugel's - Summer Shandy (Wisconsin)
Shock Top - Belgian White (Missouri)
Land Shark - Lager (Florida)
Red Brick - Summer Brew Wheat Ale (Georgia)
Fat Tire - Amber Ale (Colorado)

Barış Pala

Posted by acikbilet 20.08.2009 1:18 AM Archived in Food | USA Comments (0)

Mexico City

Latin Amerika'ya Dönüş

semi-overcast 23 °C
View First 12 Months & Mexico & Central America on acikbilet's travel map.

“Madem ki Tenoxtitlan bu kadar ihtişamlı ve meşhur bir yer, biz de buraya yerleşmeye karar verdik. Nasıl ki geçmişte başkent buymuş ve bütün bölgenin baştacı burasıymış, bundan böyle de öyle olmaya devam edecek.” Bugün olduğu gibi geçmişte de dünyanın en büyük ve kalabalık şehirlerinden biri olan Tenoxtitlan, yani Mexico City için fatihi Hernán Cortés bunları söylemiş. Birleşmiş Milletler'ce dünyanın nüfus açısından en büyük üçüncü şehri ilan ettiği başkente ulaştığımızda henüz öğlen olmamıştı. Havaalanından Meksikalı arkadaşımız Roselena'nın evine taksiyle ulaşmamız yaklaşık 45 dakika sürdü, ancak pazar günü olması nedeniyle şehir ölüydü. Yolda gördüğümüz araçlar, trafik işaretleri ve kuralları, ABD'de geçirdiğimiz iki ayın ardından gözümüze çok tanıdık geldi. Ne var ki, araçlar iyice eskimiş, yollar da yeni yapılmış olduğu anlaşılsa da iptidai görünüyordu.

mexico_city_sokaklar_.jpg
Mexico City

O gün tatil olduğundan Roselena'nın bizimle geçirebileceği boş vakti vardı ve fazla evde durmadan merkeze gitmek için metro durağına yollandık. Mexico City çok geniş bir alana yayılmış olsa da, anlaşılan, en azından merkezleri birbirine bağlayan kullanışlı bir metro ağına sahip. Dar vagonlara bindiğimizde dikkatimizi çeken, etrafımızdaki herkesin yerli olmasıydı. Mexico City'nin diğer şehirlere göre daha melez olacağını düşünmekle yanıldığımızı fark ettik. Bütün reklam panolarında, televizyonda ve ilanlarda sunulan Meksikalı imajı, beyaz dünyaya imrenen bütün gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi, steril ve genel kabul görmüş güzellik standartlarına uyan yüzlerden oluşuyordu.

museo_de_bellas_artes.jpg
Museo de Bellas Artes

Ana meydan, yani Zócalo'ya gidip biraz yürüdükten sonra, dünyanın en zengin üçüncü insanı sıfatını elde ederek Meksikalıların göğsünü kabartan Carlos Slim'in sahibi olduğu Sanborns kafe zincirinin en bilinen şubesi Casa de los Azulejos'ta gerçek Meksika mutfağıyla bir ön tanışma gerçekleştirdik. Çikolata, susam, acı biber ve baharatlardan oluşan siyah renkte “mole poblana” soslu “enchilada” giriş için seçtiğim yemekti.

Eve dönerken, metro istasyonunda birçok gencin yanımızdan elinde küçük İsa heykelcikleriyle geçtiğini fark ettik. Roselena'nın da neden böyle olduğu hakkında en ufak bir fikri olmayınca, yanında boyu kadar bir İsa'yla gezen bir oğlana sorduk. Bize tuttuğunun İsa değil, Yahuda olduğunu söyledi. O gün kiliseye gidip o heykelcikle dua ederlerse başarı getireceğine inanıyorlarmış. Neden Yahuda ile dua etmeye gittiklerini sorduk, “Bilmiyorum, öyle işte,” dedi.

yahova_l__gen_.jpg
Yahuda heykelciğiyle Meksikalı genç

Roselena, bir sonraki hafta sonu ara seçimler olacağından söz etti. Artık kimse politikacılardan medet ummadığından, “solmuş umut” adlı bir hareketin başladığını ve bu duruma karşı çıktığını göstermek isteyen insanların oy pusulasını tamamen çizerek hareketin adını yazacağını anlattı. Böylece istatistiklere yansıyacak bir protesto gerçekleştirme umutlarının olduğunu söyledi. O hafta sonu biz Oaxaca'daydık ve sonuçlara göre kuruluşunun ardından kesintisiz 70 yıl iktidarda kalan, adı yolsuzluk ve katliamlarla anılan PRI (Partido Revolucionario Institucional) 1997'de kaybettiği Kongre çoğunluğunu 12 yıl sonra tekrar elde etti.

Mexico City'de kaldığımız zamanı, bölgenin en büyük arkeolojik alanı Teotihuacan, tarihi merkezdeki Paseo de la Reforma ve Zócalo ile Coyoacán arasında koşturarak geçirdik. Sürrealizm akımının önde gelen ressamlarından Frida Kahlo'nun ve devrim sonrası Meksika'yı yansıtan Marksist karakterli duvar resimleriyle Diego Rivera, David Siquieros ve José Orozco'nun eserleri şehrin müzelerine yayılmış durumdaydı. Modern Sanatlar Müzesi'nde yer alan Meksika'daki hapishanelerle ilgili bir sergiyse, özellikle Roberto Hernandez'in El Tunel belgeseliyle zihnimize kazındı.* Meksika adalet sisteminin insan haklarını nasıl mütemadiyen ihlal ettiğini gözler önüne seren belgesel, masum olduğu halde parmaklıkların arkasına atılan ve masumiyetini kanıtlama şansı dahi bulunmayan insanların sesini duyurma amacını taşıyor.

diego_rivera_mural.jpg
Diego Rivera'dan bir duvar resmi detayı

Mexico City'yi etraflıca gezmek için çok daha uzun bir zamana ihtiyacımızın olduğunu biliyorduk, ama artık yola devam etmemiz gerekiyordu. Roselena'yla vedalaşarak Oaxaca otobüsünün yolunu tuttuk.

Deniz Koç

  • Belgeselin bir dakikalık tanıtımını buradan seyedebilirsiniz, İngilizce altyazılı: http://www.youtube.com/watch?v=8zTn9Pt3JY0 (tabii youtube çalışıyorsa!)

Posted by acikbilet 17.08.2009 5:00 PM Archived in Backpacking | Mexico Comments (2)

(Entries 16 - 19 of 75) Previous « Page 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 .. » Next