A Travellerspoint blog

Yeniden Lima'da

Peru'ya veda

sunny 24 °C
View First 12 Months & Seyahat & Colombia & Peru - Bolivia on acikbilet's travel map.

Virajlı Cuzco-Lima yolunu Tepsa şirketinin müşteri memnuniyetine aşırı önem vermesi sayesinde yumuşak dönüşlerle, ama 20 saatte aştık. Deniz seviyesine döndüğümüz için hafiflemiştik. Çantalarımızdaki içinde şampuan, krem gibi sıvı bulunan kaplar da, yükseldikçe şişip patlıyorken, bu sefer basıncın etkisiyle büzüşerek yamuk yumuk bir hale gelmişti.

Peru'ya gelmiş, ama hala “ceviche” yememiştik. İlk gün, o kadar acıkmamış olsak da, erken gitmemiz tembihlendiğinden, saat yarımda Punto Azul'ün kapısında sıraya girdik. Önümüzde 15-20 kişi vardı, yarım saat kadar bekledikten sonra boşalan bir masaya geçtik. Deniz ürünleri ve balıktan yapılmış “ceviche” ile “tacu tacu” adlı bir yemekte karar kıldık. “Ceviche”, Peru mutfağına özgü bir tabak. Deniz ürünleri ve balığın misket limonuyla ateş olmadan pişirilmesiyle hazırlanıyor ve yanında kırmızı soğan ve kavrulmuş dev mısır taneleriyle servis ediliyor. Tacu tacu ise anladığımız kadarıyla yine deniz ürünleri ya da balıkla yapılan bir tür pilav. Daha önce Buenos Aires'teki Peru lokantasında denediğimiz “ceviche”den özellikle Barış'ın fazla bir beklentisi yoktu, ama insanların Punto Azul'ün önünde sıraya girmelerinin bir nedeni varmış! Şu ana dek yediğimiz en lezzetli yiyecekler sorulacak olursa, Punto Azul'deki “ceviche”yi listenin başına yerleştiririz.

Ceviche_-_hammmm.jpg
"Ceviche! Hammm!"

Peru'nun içlerine ilerleyip Bolivya'ya geçtiğimiz, sonra tekrar geri döndüğümüz seyahatte, Barış'ın giderek büyüyen sakalları etrafındaki nesneleri de tehdit eder hale geldi. Ancak sözünün daha iyi dinlendiği ve benden daha çok “hörmet” gördüğü kesin. Sokakta bütün uyuşturucu satıcıları Barış'a yanaşıyor.

A_aa__Poto.._ka__k_.jpg
Potosi'den aldığımız kaşık değil mi bu!

Peruluların “milli gurur” kaynağı Inca Cola, ülkenin her yerinde en çok tüketilen gazlı içecek. En büyük icatları olarak gördükleri bu içeceği üreten şirket The Coca Cola Company tarafından satın alınmış olsa da, bu fikre olan sadakatlerini yitirmemişler. Kolombiya uçuşumuzdan evvel havaalanında biz de son bir Inca Cola içerek Peru'yla vedalaşmayı uygun bulduk.

Inca_Cola.jpg
Inca Kola

Deniz Koç

Posted by acikbilet 16.04.2009 3:09 PM Archived in Backpacking | Peru Comments (4)

Cuzco

İnka'yım, İnka'sın, İnka...

overcast 20 °C
View First 12 Months & Seyahat & Peru - Bolivia on acikbilet's travel map.

Sucre'den Cuzco'ya ulaşmamız 28 saati buldu. Önce Sucre'den akşamüstü beşte kalkan bir La Paz otobüsüne atladık ve ertesi sabah yedi buçukta La Paz otogarına vardık. Vakit kaybetmeden saat sekiz buçukta hareket eden Cuzco otobüsüne bindik. El Alto'da hükümetin değişmesini isteyenler anayolu kapatıp gösteri yaptıkları için otobüs toprak yollara girmek zorunda kaldı ve normalde yarım saatte geçilmesi gereken bir mesafeyi kaybolmalar, derede kalmalar sonucu neredeyse üç saatte alabildi. Neyse ki yolun geri kalan kısmında bir sorun yoktu, sınırı geçip Puno'ya uğradıktan sonra gece dokuz sularında Cuzco'ya ulaştık.*

İnka İmparatorluğu'nun başketi olması ve Machu Picchu'ya yakınlığı nedeniyle Peru'nun en turistik kenti diyebileceğimiz Cuzco, estetik açıdan Peru'nun gördüğümüz en güzel kenti. İspanyollar şehri ele geçirdikten (ve hazineleri cebe indirdikten) sonra İnka yapılarındaki taşları kullanarak pek çok kamu binası ve kilise inşa etmişler. Bugün birçok eski binanın duvarlarının ilk bir-iki metrelik kısmını bu taşlar oluşturuyor. Şehrin hemen yerinde karşınıza çıkan meydanların en büyüğü (hemen hemen her Peru şehrindeki ana meydanla aynı adı taşıyan) Plaza de Armas'ın gündüz ayrı, gece ayrı bir havası var. Sürekli hediyelik eşya satıcıları, tur operatörleri, restaurant ve masaj salonu çığırtkanlarıyla mücadele etmeyi gerektirse de bu meydanda ve meydana açılan sokaklarda yürümek epey keyifli.

Plaza_de_Armas_2.jpg
Plaza de Armas

Sokakların turist kaynamasının en büyük nedeni olan Machu Picchu'ya biz de gitmek istediğimizden geldiğimizin ertesi günü Machu Picchu'ya tek gidiş yolu olan trene bilet alabilmek için bilet satış ofisine gittik. Treni işleten ve devlete ait olduğunu düşündüğümüz Peru Rail şirketi turistleri avucunun içine almış olmanın ve rekabet bulunmamasının verdiği rahatlıkla 4 saatlik bir yolculuk için 48 USD istiyor. Eğer “benim tuzum kuru, varsa daha aynalı bir tren, ben ona bineyim” diyorsanız size memnuyetle 70 küsur dolarlık başka bir bilet veriyorlar. Bizim istediğimiz tarihte Cuzco'dan hareket eden trene yer olmadığı için toplu taşıma ile ulaşılabilen son nokta olan Ollantaytambo'tan kalkan trene bilet aldık ve dönüşte bizi Cuzco'ya getirecek bilet ile birlikte iki kişi 182 USD verip ceplerimizi boşalttık.

Cuzco'dan Ollantaytambo'ya midibüsle gitmek mümkün olduğu gibi üç kuruş daha fazla verip dört kişiyi tamamlayınca kalkan taksi dolmuşla da gidilebiliyor. Sabah durağa gittiğimizde sadece bir yolcusu olan taksi şöförü eğer hemen kareket etmek istersek kişi başı 15 sol vermemiz gerektiğini ama bir kişi daha gelirse kişi başı 10 sole götüreceğine söylemişti. Bir ara yol üstündeki iki köy arası steyşın arabanın arkasına dört kişi daha alıp yolcu sayısını sekize çıkaran cingöz şöför, bizi alık sandığından inerken verdiğimiz 50 solün üzeri olarak 20 sol verip gazlamaya çalıştı, ama kan beynine sıçrayan Deniz karşı kaldırımda duran polisi gösterince, suratı bir kez olsun gülmeyen adam gıcıklık olsun diye arabadaki tüm madeni paraları kullanarak yaklaşık on beş parça da olsa geri kalan 10 solü verdi.

Bir_takside_8_karpuz.jpg
Bir takside sekiz karpuz

Ollantaytambo'dan hareket edip bir saat kırk dakika boyunca Urubamba Vadisi boyunca ilerledikten sonra vardığımız Machu Picchu Pueblo (nam-ı diğer Aguas Calientes) birbirinden vasat otel ve lokantalarının yanı sıra, plansız yapılaşmasıyla etrafındaki doğal güzelliklerle hiç uyuşmayan keyifsiz bir yer. Ertesi gün için antik kente giriş bileti alıp (yine bir “yuh” çekmeme neden olduğu için biletin 40 USD olduğunu belirtmek isterim) günü kitap okuyarak geçirdik. Gece başlayan yağmur ertesi gün için endişelenmemize neden olmuştu ama sabah kalktığımızda havanın önceki güne göre daha açık olduğu görüp rahatladık.

Machu_Picchu_3.jpg
Machu_Picchu_7.jpg
Machu Picchu

Dağın tepesinde yer alan kente ulaşmak için gidiş dönüş 14 USD verip kasabadaki yegane motorlu taşıt olan minibüslere binmek mümkün olsa da, biz yürümeyi tercih ettik. Kestirme olan ama soluk kesici derecede dik olan onyüzbinmilyon basamağı tırmanıp giriş kapısına varmamız iki buçuk saat aldı. Sabah çok erken kalkamadığımız ve yukarı çıkmamız da çok vakit aldığı için, Machu Picchu'yu dünyanın dört tarafından gelmiş yüzlerce turistle birlikte gezmek zorunda kaldık. Konutları, tapınakları ve tarım terasları ile başkent Cuzco'yu besleyen ana merkezlerden biri olan Machu Picchu, İnka döneminden günümüze kalan en iyi korunmuş kentlerden biri ve şehrin iki vadi arasında yükselen tepelerdeki konumu kalıntıları olduğu kadar kalıntılardan görülen manzarayı da etkileyici kılıyor.

Machu_Picchu_5.jpg
Machu Picchu

Kolombiya'ya gitmeden önce ülkenin kuzeyine çıkıp Trujillo ve Chiclayo'yu görme planımız, Cuzco'ya döndükten sonra gittiğimiz otobüs terminalinde ülkenin kuzeyindeki şehirlere direkt sefer olmadığını, haritada yakınmış gibi gözüken ve kuzeye çıkış öncesi mutlaka gitmemiz gereken Lima'nın bile 20 saat sürdüğünü öğrenmemizle cazibesini yitirince Cuzco'da birkaç gün daha kalmaya ve birikmiş blog yazılarını yazmaya karar verdik ve son iki günümüzü keşfettiğimiz kafelerde kendimizi besiye çekip yazı yazarak geçirdik.

Barış Pala

  • Bu noktada otobüste ön sıramızda oturan ve başından beri dikkatimizi çeken orta yaşlı Amerikalı turistin hal ve hareketlerine de değinmek isterim: Ağır aksanlı ve toplasak 100 kelimeyi geçmeyen İspanyolcası ile yanındaki diğer bir orta yaşlı ile sohbet ederken, toprak yollarda günümüzü kaybettiğimizi anlayınca, şoför ve muavin yolda gördükleri kişilere asfalta nasıl çıkacağımızı sorarken koltuğunda bir ileri bir geri sallanıp “vamos” (gidelim) diye bağırıyordu. Otobüs karşısına çıkan dere yatağından altı sürttüğü için geçemeyince, şoförlerin ortaya attığı dahiyane “dereye taş atıp yatağı doldurma” fikrinin peşine düşüp hem bize, hem de arkamızdan gelen aynı durumdaki diğer bir otobüsün yolcularına dereye taş atmaları için talimatlar yağdırdı. Taşların bir katkısı olmamış olsa da, otobüs altını sürte sürte karşıya geçtiğinde şoförler arkada saplanıp kalan otobüse yardımcı olmaya gidince, gene “vamos”lamaya başladı: “Adamım, bu bizim problemimiz değil, hadi gidelim artık!”

Posted by acikbilet 01.04.2009 9:50 PM Archived in Backpacking | Peru Comments (1)

Dünyanın Biraları: Bolivya

Besleyici ve serinletici...


View First 12 Months & Seyahat & Peru - Bolivia on acikbilet's travel map.

BOLİVYA

Yüzölçümünün %40'ı 3,000 metre ve üzerinde olan Bolivya'da da biraları tatsız ve acı bulduk. Belki de bu yükseklikte yetişen arpa ya da şerbetçiotu bizim alıştığımız yumuşaklık yerine acı bir lezzetin oluşmasına yol açıyor. Yerel biralar hariç ulusal biraların hemen hepsini Cerveceria Boliviana Nacional ürettiği için farklı markaların lezzetleri neredeyse aynı. Arjantin'de içip de fotoğrafını çekmeyi unuttuğumuz Salta'yı Uyuni civarındaki kuş uçmaz, kervan geçmez köylerde görünce eksiğimizi tamamlamış olduk.

bolivia.jpg

Neler İçtik:

Huari
Pilsener
Potasina
El Inca (alkol oranı %2 olan, malt içeceğine yakın bir bira)
Sureña

Barış Pala

Posted by acikbilet 01.04.2009 8:56 AM Archived in Food | Bolivia Comments (0)

Sucre

Bolivya'nın 'Akşehir'i

sunny 24 °C
View First 12 Months & Seyahat & Peru - Bolivia on acikbilet's travel map.

Potosi'den Sucre'ye otobüsle gitmek mümkün, ama aynı hatta çalışan ve iki buçuk saat kadar süren bir mesafe olduğundan tıpkı Bostancı dolmuşu gibi dörde tamamlanınca kalkan taksiler var. Şehir merkezine kadar bıraktıklarını öğrendiğimizden bu taksilerin beklediği durağa gittik. Ön koltukta çocuğuyla birlikte genç bir kadın oturuyordu, çok geçmeden elinde kocaman bir bohçayla bir adam daha katıldı ve taksi kalkar kalkmaz derin bir uykuya daldı.

“Arapça mı konuşuyorsunuz?”, “Ülkeniz petrol zengini, değil mi?”, “Sizin memlekette develer var tabii”... Sarı çiçeklerle kaplı ovalar boyunca ilerlediğimiz yolun yarısı, aracın şoförü Juan'ın sorularını cevaplamakla geçti. Türkiye hakkında bildiğini düşündüğü her şeyin farklı olduğunu öğrenince, kafasında dünyanın tam olarak neresine yerleştireceğini bilemediği bu yer daha da belirsiz bir konum kazandı. Bir saat kadar ilerledikten sonra, herhangi bir kontrol olmayan ama kontrol noktasına benzeyen bir noktada durduk. Bir anda etrafımızı şeffaf plastik torbalar içinde haşlanmış yumurta, patates ve meyve suları satan kadınlar sardı ve arabanın kapılarını açarak ellerindeki torbaları bize doğru uzattılar. Yola devam ederken ikimiz hariç araçtaki herkesin elinde iki-üç torba vardı. Juan iki haşlanmış yumurta ve iki haşlanmış patatesi bir başka küçük torbadaki acı sosla birlikte ısıra ısıra yiyip yine şeffaf torbadan meyve suyunu içerek öğle yemeğini tamamladıktan sonra, keskin virajların olduğu bölüme ulaştığımızda enerji patlaması yaşamaya başladı ve artık konuşmayı bırakıp bizi uçurarak Sucre'ye ulaştırdı.

Sucre_sokaklar_.jpg
Sucre sokakları

2750 metreye indiğimiz için yol boyunca berelerimizi, eldivenlerimizi, yün çoraplarımızı, polar ceketlerimizi teker teker çıkardığımızdan, kaldırıma ayak bastığımızda tişörtle kalmıştık. Sucre'de, tıpkı adını telaffuz ettiğimde çağrıştırdığı gibi şeker gibi bir hava vardı. Sanki kışın ortasından güzel bir mayıs gününe ışınlanmış gibi bir anda keyfimiz de yerine gelmişti. Beyaza boyalı bir-iki katlı yapıların arasındaki sokaklardan yürüyerek kalacağımız otele ulaştık.

Oraya ulaştığımız günün akşamı, ana caddede bir “lezzet festivali” vardı. Hıdırellez zamanı Ahırkapı'da düzenlenen şenliği akla getirecek gibi yol boyunca dizilmiş standlardan elinizdeki biletle yiyecek alabiliyordunuz. Juan'dan Sucre'nin Bolivya'da chorizzo'suyla ünlü olduğunu duyduğumuzdan, sucuk-ekmeğe benzettiğimiz sandviçlerden ikişer tane yedik. Ertesi günün de “beleşe müze günü” olduğunu öğrenince, Sucre'nin bizim için hazırlandığını düşünmeden edemedik!

Lezzet_festivali_.jpg
Festival akşamı

Şu ana dek Bolivya'daki şehirlerde gördüğümüzden farklı olarak, yalnızca gringoların değil, şehir sakinlerinin de restaurantlara, kafelere gittiğini gözlemlediğimiz Potosi'den sonra ikinci şehir Sucre'ydi. Sucre'lilerin iyi yemek yemeye düşkün olduklarını da ayrıca fark ettik. Her sabah ilk iş salteňa salonlarına gidip etli ya da tavuklu “poğaça”lardan yiyor ve meyve suyu içiyorlar. Kahvaltı için bize ağır gelmesine rağmen biz de otelde verilen kahvaltıyı atlayıp soluğu iki yandaki salteňa salonunun begonvillerle kaplı avlusunda almaya başlamıştık. Hamur işini ayrıca çok sevdikleri çay salonlarından anlaşılıyordu. Estudiantes 50'deki Las Delicias Çay Salonu'nda keşfettiğimiz empanadas fritas con queso'lar puf böreği yiyormuşuz gibi hissetmemize neden oldu.

Avluda_sal..zlu_s_t.jpg
Avluda salteňa ve muzlu süt

ASUR, yani Güney And Dağları Antropolojistleri Topluluğu'nun yerlilerin dokuma sanatıyla ilgili kurduğu müze, özellikle Tarabuco ve Jalq'a bölgelerinde yaşayan dokumacıların eserlerini ve bu eserlerin nasıl bir kültürel ortamda meydana getirildiğini ele alıyor. Batıl inançlar kısmında yerlilerin tanrılarına adak adayarak yaptıkları büyüleri ve giysilerine hem yapım aşamasında hem de desen olarak bu inançların ve fantastik nesnelerin nasıl yansıdığını öğrenmek çok ilgi çekiciydi. Balkonda Jalq'a'lardan Balbina'yla sohbet ettik ve bize desenleri nasıl dokuduğunu gösterse de anlaması çok zor geldi, yanından hayran hayran kalktık.

Ne yazık ki baharımız kısa sürdü, çünkü yeniden yola düşüp 3000 metrenin üstüne çıkarak önce La Paz, sonra da Cuzco'ya geçtik ve eldivenle berelerimize bir kez daha iş düştü.

Deniz Koç

Posted by acikbilet 01.04.2009 8:55 AM Archived in Backpacking | Bolivia Comments (1)

(Entries 36 - 39 of 75) Previous « Page .. 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 .. » Next