A Travellerspoint blog

Dünyanın Biraları: Brezilya

Besleyici ve serinletici...


View Seyahat & Brazil on acikbilet's travel map.

BREZİLYA

Bu ülkede nasıl bira içileceğini iyi biliyorlar. Bir kere nereye giderseniz gidin bira buz gibi geliyor. Bira dolaplarının üzerindeki derece göstergeleri genelde eksi 3 ile eksi 5 arasında değişiyor. Birayı dolaptan çıkarınca plastik bir termosun içine koyup yine dolapta tuttukları soğuk bardaklarla servis ediyorlar ki çabuk ısınmasın. Restaurant ya da kiosko gibi yerlerde 600 ml'lik büyük şişeler bulunabiliyor. Marketlerde ise ya teneke ya da 355 ml'lik küşük şişe (long neck) satılıyor. Ülkenin popüler biraları Bohemia, Skol, Brahma ve aynı zamanda en popüler gazlı içecek olan Guarana'yı da üreten Antartika. Sokak arası yerler ve kumsalda büyük biranın fiyatı 3 – 4 Real arası, kalantor yerlerde küçük şişeyi 5 – 6'ya içebilirsiniz.

brezilya.jpg

Neler İçtik:

Brahma
Brahma Extra
Skol
Novo Schin
Kaiser
Sol
Bohemia
Antartica
Itaipava

Barış Pala

Posted by acikbilet 16:59 Archived in Brazil Tagged food Comments (0)

Rio de Janeiro, Paraty, Sao Paulo

Hoşça kal Brazil

all seasons in one day 25 °C
View Seyahat & Brazil on acikbilet's travel map.

Belo Horizonte otogarında Paraty'ye direkt servis olmadığını öğrendiğimizde Rio'ya bilet alıp hava güzelse bir önceki sefer gidemediğimiz İsa tepesine çıkmaya karar verdik. Rio'da otobüsten iner inmez havayı kontrol ettik ve yağmurlu olmasa da puslu olan o sabahta, manzarayı göremeyeceğimiz için tepeye çıkmanın hiç bir anlamı olmayacağını anladık. Rio'ya kadar gelmişken Paraty biletimizi öğleden sonraya alıp, Brezilya'nın medar-ı iftiharı mimar Oscar Niemayer'in Rio'nun hemen karşısında yer alan ve aslında ayrı bir şehir olan Niteroi'de inşa edilmek üzere tasarladığı Modern Sanat Müzesi'nin yolunu tuttuk. Müze içerdiği koleksiyondan çok, Niemayer'in dik açı ile olan savaşındaki önemli bir hamle olan mimarisi ile ilgi çekiyor ve okyanusun üzerinde asılı duran bir mekiği andıran binanın her noktası ayrı bir Atlantik ve Rio manzarası sunuyor.

rio_10_02_09_d__2_.jpg
Niteroi Modern Sanat Müzesi

rio_de_jan.._b__21_.jpg
Niteroi'den Rio manzarası

Rio'daki kısa moladan sonra 5 saatlik bir yolculuğun ardından küçük ve sevimli bir şehir olan Paraty'ye ulaştık. Kapalı bir koya inşa edilmiş olan Paraty, Rio önemli bir liman haline gelmeden önce Minas Gerais'te çıkarılan değerli madenlerin eski dünyaya sevk edildiği nokta imiş. Rio'nun yıldızının parlaması ile şaşalı günleri geride kalan Paraty, Salvador ve Ouro Preto ile birlikte kolonyal dönem mimarisinin en iyi korunduğu şehirlerden biri olarak kabul ediliyor.

DSC_0028__1_.jpg

Recife'ye kadar çıkıp berrak deniz bulma hayallerimizi gerçekleştiremediğimiz için şansımızı Paraty'de denemeye karar verdik ve ikinci gün etraftaki koylara giden bir tur teknesine atladık. Teknenin sahibi ya da ortağı olduğuna kanaat getirdiğimiz bir amcanın yaptığı canlı müzik eşliğinde dört koya gittik. Su yine çok berrak değildi ama bir iki koy, o güne kadar gittiğimiz tüm plajlardan daha iyiydi. Bir daha uzun süre denize giremeyeceğimizi de göz önüne alarak epeyce yüzdük.

DSC_0028__42_.jpg

Aynı akşam, kullandığımız rehber kitapta bahsi geçen “Paraty'nin meşhuuur kukla tiyatrosu”na bilet almak üzere şehrin kültür merkezine gittik. Bilet ofisinde karşılaştığımız kukla oynatıcılarından biri (zaten toplam iki kişi var) icra ettiklerinin ne bir kukla tiyatrosu, ne de mim olduğunu belirtip, aslında nev-i şahsına münhasır bir iş yaptıklarını anlatarak bize oyunu pek methedince biletleri alıp, küçücük salondaki yerimizi aldık. yedi bölümden oluşan oyunun ilk bölümü bittiğinde Deniz'le birbirimize bakıp “Yok canım, bu olamaz.”diye fısıldaştık. Hiçbir meselesi ve özelliği olmayan, ancak televizyonda bir çocuk programında gösterilebilecek ya da sirkte sergilenebilecek birbirinden vasat yedi oyun sona erdiğinde kendimizi kandırılmış hissederek salonu terk ettik.

Paraty'deki son günümüzü bütün gün yağan yağmurun dinmesini bekleyerek geçirdikten sonra akşam üzeri Sao Paulo'ya doğru yola çıktık. Dön dolaş, bitmek bilmez virajlı yolları aşıp havaalanını andıran Tiete otogarına vardığımızda saat epeyce ilerlemişti, vakit kaybetmeden Praça do Arboles'deki hostele yerleştik. Ertesi gün daha önce tren istasyonu olan ama şimdi senfoni orkestrasına ev sahipliği yapan Sala de Sao Paulo'da (salon gezmeye açık olmadığı için) yemek yiyip, Museo do Imagem e Som'u gezdikten sonra Ushuaia'da aynı odayı paylaştığımız Sergio ile buluştuk. Birer bira içtikten sonra bize arabası ile uzun bir Sao Paulo turu attıran Sergio'nun gece üçe doğru hostelimize bırakırken yaptığı bizi evinde misafir etme teklifini önce reddetsek de, sabah kaldığımız odadaki tuvalet taşınca Sergio'yu arayıp teklifine icabet etmek istediğimizi söyledik.

Şehrin merkezi sayılabilecek Paulista Caddesi'nin iki paralelindeki evini bize açan Sergio ile keyifli bir cumartesi günü geçirdik. Zengin ile fakir arasındaki uçurumun hemen her köşesinde hissedildiği Brezilya, belki de güleryüzlü ve mutlu insanlarla dolu inanılmaz bir ülke bulacağımız beklediğimiz ve umduğumuzu bulamadığımız için bizde biraz hayal kırıklığı yarattı. Bu ülkeden bizde kalan bizi havaalanında karşılayarak odalarını veren Carollinne ve Filipe ile pazar sabahı saat 04:30'da kalkıp bizi havaalanına bırakan Sergio gibi güzel insanların sıcaklıkları oldu...

Barış Pala

Posted by acikbilet 16:59 Archived in Brazil Tagged backpacking Comments (0)

Belo Horizonte

Lanetli bir ziyaret

all seasons in one day 23 °C
View Seyahat & Brazil on acikbilet's travel map.

Recife'de Belo Horizonte'a ("Beyl Horizonç" okuyunuz) otobüs bileti fiyatına uçak bileti bulduğumuza çok sevinmiştik, çünkü 40 saat sürecek yolculuk 3 saate inivermişti. Akşam 21:30 sularında Confins Havaalanı'na inmiştik ve Barış'ın aklına müthiş bir fikir geldi: Araba kiralamak. Hem Brezilya trafiği kuralsız aktığından hem de arabayı park edeceğimiz yerde parçalarının çalınması olasılığını göz önünde bulundurduğumdan bu fikir bana pek çekici gelmiyordu, ancak ertesi gün şehre bir-iki saat mesafede bulunan Ouro Preto ile Congonhas'ı bir arada görebileceğimizi ve bu akşam da rahatça bir otel bulup yorulmadan yerleşecebileceğimizi söyleyince ikna oldum.

Havaalanından çıkmadan evvel hem elimizdeki rehber kitaptan hem de turizm danışmadan şehirde kalınacak ucuz yerlerle ilgili bilgi toplamıştık. Arabayla beraber GPS cihazı da kiraladığımızdan rahatça yola çıktık. Ne var ki daha bir kilometre bile uzaklaşmadan, cihazın önerdiği yolda bir tuhaflık olduğunu hissetmeye başladık. Havaalanından şehre 45 dakika kadar bir sürede ulaşacağımızı biliyorduk, o nedenle fazla umursamadan az sonra otobana bağlanacağımızı düşüne düşüne yola devam ettik. Toprak yollara girdik, tali yollara bağlandık, ormanlık alanlardan geçtik, uydu şehirlere saptık, hatta bir ara bir kasabada karnaval provalarının ortasında kalarak bir süre yerimizden kıpırdayamadık. Bütün bu süre boyunca da GPS almış olmakla iyi mi yoksa kötü mü ettiğimize karar veremedik. Biraz cihazın yardımıyla biraz da kendi inisiyatifimizi kullanarak şehir merkezine ulaştığımızda gece yarısı olmuştu. Şimdi sıra otel bulmaktaydı. Daha önce değindiğim gibi arabayı alelade bir yere bırakamayacağımız için park yeri olan bir otel bulmamız şarttı. Gittiğimiz kimi yerleri tekinsiz sokakları nedeniyle eledik, kiminde görevlileri uyandıramadık, bir kısmında da yer yoktu. En nihayetinde aklımıza havaalanında gördüğümüz bir otel ilanı geldi. Şehrin dışındaki bir yerleşim bölgesindeydi, hemen adresi girip oraya doğru yola çıktık. Yine yanlış yollara girdikten sonra, ancak sabah 04:30'da resepsiyonda sinirden kahkahalar atmaya başlamış bir halde kayıt yaptırıyorduk. Ne yazık ki Phileas Fogg gibi geniş ve sakin davranıp "bu aksilikler zaten planımızın bir parçasıydı," diyemedik.

belo_horiz..9_b__1_.jpg
Uzaktan Ouro Preto

Sabah 10 gibi yola çıkmayı başararak ilk ziyaret edeceğimiz şehir Ouro Preto'ya ulaştık. Belo Horizonte'den önce Minas Gerais eyaletinin başkenti olan Ouro Preto, "Siyah Altın" anlamındaki adından da sezilebileceği üzere, Brezilya'daki altına hücum yıllarının simgesi. UNESCO'nun dünya kültürel miras alanlarından biri olarak ilan ettiği şehir, iki katlı evleri ve Avrupai mermer kullanımı yerine sabuntaşı üzerine yapılan işlemeleriyle Minas tarzı barokun doğduğu ve yayıldığı yer.

belo_horiz.._b__18_.jpg
belo_horiz.._b__65_.jpg

Ouro Preto'nun daracık ve iri taşlarla kaplı sokaklarına daldığınızda, sanki adı şehirle bir arada anılan heykeltraş Antonio Francisco Lisboa'nın zamanında dolaşıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. 19. yüzyıldan sonra tek bir tuğla eklenmemiş gibi. Gözü rahatsız eden tek kusur, her sokağın ve ana meydanın arabalarla dolu oluşu.

Heykeltraş Lisboa, daha doğrusu en yaygın kullanıldığı şekliyle "Kötürüm Adamcık" gibi bir anlama gelen Aleijandinho, bütün hayatını Ouro Preto'da geçirmiş. Zamanına göre inanılmaz uzun -84 yıl- yaşasa da, genç yaşından itibaren hayatını hastalıklarla mücadele ederek geçirmiş ve vücudunun büyük kısmını kullanamadığından bu sıfat takılmış. Belli bir yaştan sonra parmaklarıyla iş yapamadığı için bir yöntem geliştirerek keskileri eline bağlatıyormuş ve yardımcıları onu tutup kaldırdıktan sonra verdiği direktiflerle heykellerini ve oymalarını yapıyormuş. Eserlerinin neredeyse tamamı Ouro Preto'daki kilise ve müzelerde. Özellikle hayatında hiç aslan görmemiş olduğu halde hayal gücünü kullanarak aslan vücudunun üzerine maymun başını yerleştirdiği heykel insanın kanını donduruyor.

belo_horiz..b__100_.jpg
belo_horiz.._b__97_.jpg
Bom Jesus de Matosinhos

Daha sonra Congonhas'a geçtik. Burası da ayrı bir şehir ama Ouro Preto gibi mimari özellikleriyle ünlü değil, sadece Santuário de Bom Jesus de Matosinhos kilisesinde yer alan Aleijandinho heykelleri için gidilen bir yer. Ziyaretlerimiz saat 18:00 gibi sona erince hemen arabaya atlayıp gazı köklemek zorunda kaldık, pazar günü olduğundan arabayı kiraladığımız şirket 20:00'de kapanıyordu. Dilimiz dışarıda anahtarı teslim ederken bu arada kalacak doğru düzgün bir otel bulup eşyamızı bırakmayı da başarmıştık.

Ertesi gün ne yazık ki pazartesi olduğundan bütün müzeler ve sanat eserleriyle dolu parklar kapalıydı. Biz de zamanımızı Mercado Central'de (her zamanki gibi) bira içip bir şeyler atıştırarak ve şehrin en yüksek noktasına çıkıp çimlerin üzerinde oturarak şehri izleyip kitap okuyarak geçirdik. Akşam Rio de Janeiro'ya doğru yola çıkacak ve şansımızı bir kere daha deneyecektik.

Deniz Koç

Posted by acikbilet 11:04 Archived in Brazil Tagged backpacking Comments (3)

Recife

"Roberto; bize iki şezlong, bir de büyük bira"

sunny 33 °C
View Seyahat & Brazil on acikbilet's travel map.

Kuzeydoğudaki eyaletlerden Pernambuco'nun başkenti Recife'de ("Hesifi" okuyunuz) otobüsten inince hemen kalacak bir yer aramaya başladık. İlanlara bakarak sahile yakın küçük bir hosteli gözümüze kestirdikten sonra çantalarımızı sırtlanıp yola koyulduk. Otobüs terminali, merkeze havaalanından bile daha uzakta olduğu için şehre varmamız 1-1.5 saati buldu, çantaları bıraktıktan sonra soluğu kumsalda aldık.

recife_04_02_09_d__4_.jpg

Salvador'dan yanımızda getirdiğimiz berrak deniz bulma umutlarımız, okyanusun dalgalı ve bulanık suları ile son bulsa da, Recife sahilinin çok güzel olduğunu belirtmek gerekli. Kilometrelerce devam eden kumsalın kimi yerinde in cin top oynuyor, kimi yerlerineyse şezlonglar, şemsiyeler konmuş, insanlar keyif yapıyor. Bir süre deniz kıyısında yürüdükten sonra denize girmeden kıyıda oturup okyanusa karşı bir şeyler içmeye karar verince, en yakındaki şezlonglara çöküp bira ısmarladık. Şezlongları kiralayan Roberto, köpükten bir kolinin içine 4 şişe bira atıp üstünü buzlu suyla doldurarak bir açacakla birlikte getirip "içtiğinizi için, kalkarken ödersiniz" deyince Brezilya'daki bira içme bilincine bir kere daha saygı duydum.

recife_04_.._d__18_.jpg

Diğer şehirlerle kıyaslanınca Recife'nin tarihinin daha renkli olduğu söylenebilir. 16. yüzyılda şeker üretimiyle zenginleşen şehir, Brezilya şekerinin o dönemde Avrupa'daki ana dağıtıcı Hollanda'nın, ayağının eski kıtadaki karışıklıklardan biri neticesinde Brezilya'dan kesilmesine karşılık olarak Brezilya'da kendinin bir koloni oluşturma istemesi sonucu bir süre Hollanda hükümranlığı altında kalmış. Aslında Hollandalılar Recife ile birlikte Salvador'u da almak istiyorlarmış, ama Portekizlilere karşı saldırıları sadece Recife'de başarılı olmuş. 1630'da başlayıp 24 yıl süren yönetimleri şehir halkının eski sömürgecileri geri isteyip başkaldırmaları sonucu son bulmuş, ama hala o dönemden kalan bir iki yapıyı görmek mümkün.

recife_05_.._b__11_.jpg
Olinda'dan Recife

Büyük kısmı okyanusa açılan kanalların üzerine inşa edilmiş olduğu için Brezilya'nın Venedik'i olarak lanse edilen şehirde -buradaki kanalların Venedik'tekilerle hiçbir alakası yok aslında- çok da fazla görülecek bir yer yok. Ayrı bir şehir olsa da, Recife'nin bir semti haline gelmiş olan Olinda ise, Salvador kadar olmasa da kolonyal dönemden kalan yapıları ve manzarası ile sevimli bir yer. Ayrıca Olinda, karnavalda devasa kuklalar kullanması açısından da Brezilya'da ayrı bir özelliğe sahip. Hissedilen (yani bizim hissettiğimiz) sıcaklık güneş altında 50 derece olduğu için Olinda'yı iki kese bir sabun gezip Belo Horizonte'ye bilet aldıktan sonra kendimizi yine Roberto'nun buz gibi biralarına bırakıp güneşi kumsalda batırdık.

recife_05_.._b__30_.jpg
Karnavalda kullanılan kuklalardan biri

Kaldığımız hostelin ortak alanı çok küçük olduğu için ister istemez bir sürü insanla tanıştık. Birleşik Devletler'in Georgia eyaletinden olan Vaden, Delta Havayolları'nda hostes olarak çalışıyormuş. Karşısındakiyle ilgili hiçbir şey merak etmeyip sadece kendi yaptıklarından bahseden değişik bir tip. Bizimle birlikte Olinda'yı gezmeye gelmesine rağmen ismimizi ancak dönüş yolunda sorması ile ilginç karakterler listemizde yerini aldı. Tanıştığımız bir diğer kişi de aslen Sao Paulo'lu olup, kısa bir tatil yapmak üzere Recife'de bulunan 55 yaşlarındaki mühendis Diego idi. Kahvaltı sofrasında sohbet ederken adamın ağzından iki lafın arasında "inşallah, elhamdülillah" çıkınca Türkiye'den geldiğimiz için bize yakınlık göstermeye çalıştığını düşündük. Sohbet ilerleyince anladık ki Diego 25-30 yıl önce "doğru yol"u görüp, hak dinini seçmiş ve müslüman olmuş. Gurbet ellerde beni Cuma namazına davet etme inceliğini gösteren güleryüzlü, tatlı sözlü Hacı Diego'yu burada anmadan geçmek istemedim.

Son gün kahvaltıdan sonra çantaları toplayıp uçağın kalkışına kadar olan 3-4 saati hostelde bilgisayar başında geçirmeye karar vermiştik. Hostelin sahibi önce orada vakit geçirmemizde sakınca olmadığını belirtmişken sonra ufaktan "aslında bir bu tür durumlarda yarım gün ücreti alıyoruz, hostelin kuralları içinde de bu yer alıyor, başkalarından aldık, sizden almazsak hak geçer" diye kıvranmaya başladı. Kuralların sadece Portekizce olarak duvara asılmış olduğunu, İngilizcesinin olmadığını söyleyip, "hak hukuk" gibi asil nedenleri öne sürmesine rağmen asıl derdinin para olduğunu kibar bir şekilde yüzüne vurunca adam, verdiğimiz geribildirimler için teşekkür ederek bizden bir şey talep etmediğini söyledi. Hasbinallah diyerek havaalanının yolunu tuttuk...

DSCN6413.jpg
Uçaktan Recife

Barış Pala

Posted by acikbilet 20:35 Archived in Brazil Tagged backpacking Comments (1)

(Entries 57 - 60 of 85) « Page .. 10 11 12 13 14 [15] 16 17 18 19 20 .. »