A Travellerspoint blog

February 2009

Belo Horizonte

Lanetli bir ziyaret

all seasons in one day 23 °C
View Seyahat & Brazil on acikbilet's travel map.

Recife'de Belo Horizonte'a ("Beyl Horizonç" okuyunuz) otobüs bileti fiyatına uçak bileti bulduğumuza çok sevinmiştik, çünkü 40 saat sürecek yolculuk 3 saate inivermişti. Akşam 21:30 sularında Confins Havaalanı'na inmiştik ve Barış'ın aklına müthiş bir fikir geldi: Araba kiralamak. Hem Brezilya trafiği kuralsız aktığından hem de arabayı park edeceğimiz yerde parçalarının çalınması olasılığını göz önünde bulundurduğumdan bu fikir bana pek çekici gelmiyordu, ancak ertesi gün şehre bir-iki saat mesafede bulunan Ouro Preto ile Congonhas'ı bir arada görebileceğimizi ve bu akşam da rahatça bir otel bulup yorulmadan yerleşecebileceğimizi söyleyince ikna oldum.

Havaalanından çıkmadan evvel hem elimizdeki rehber kitaptan hem de turizm danışmadan şehirde kalınacak ucuz yerlerle ilgili bilgi toplamıştık. Arabayla beraber GPS cihazı da kiraladığımızdan rahatça yola çıktık. Ne var ki daha bir kilometre bile uzaklaşmadan, cihazın önerdiği yolda bir tuhaflık olduğunu hissetmeye başladık. Havaalanından şehre 45 dakika kadar bir sürede ulaşacağımızı biliyorduk, o nedenle fazla umursamadan az sonra otobana bağlanacağımızı düşüne düşüne yola devam ettik. Toprak yollara girdik, tali yollara bağlandık, ormanlık alanlardan geçtik, uydu şehirlere saptık, hatta bir ara bir kasabada karnaval provalarının ortasında kalarak bir süre yerimizden kıpırdayamadık. Bütün bu süre boyunca da GPS almış olmakla iyi mi yoksa kötü mü ettiğimize karar veremedik. Biraz cihazın yardımıyla biraz da kendi inisiyatifimizi kullanarak şehir merkezine ulaştığımızda gece yarısı olmuştu. Şimdi sıra otel bulmaktaydı. Daha önce değindiğim gibi arabayı alelade bir yere bırakamayacağımız için park yeri olan bir otel bulmamız şarttı. Gittiğimiz kimi yerleri tekinsiz sokakları nedeniyle eledik, kiminde görevlileri uyandıramadık, bir kısmında da yer yoktu. En nihayetinde aklımıza havaalanında gördüğümüz bir otel ilanı geldi. Şehrin dışındaki bir yerleşim bölgesindeydi, hemen adresi girip oraya doğru yola çıktık. Yine yanlış yollara girdikten sonra, ancak sabah 04:30'da resepsiyonda sinirden kahkahalar atmaya başlamış bir halde kayıt yaptırıyorduk. Ne yazık ki Phileas Fogg gibi geniş ve sakin davranıp "bu aksilikler zaten planımızın bir parçasıydı," diyemedik.

belo_horiz..9_b__1_.jpg
Uzaktan Ouro Preto

Sabah 10 gibi yola çıkmayı başararak ilk ziyaret edeceğimiz şehir Ouro Preto'ya ulaştık. Belo Horizonte'den önce Minas Gerais eyaletinin başkenti olan Ouro Preto, "Siyah Altın" anlamındaki adından da sezilebileceği üzere, Brezilya'daki altına hücum yıllarının simgesi. UNESCO'nun dünya kültürel miras alanlarından biri olarak ilan ettiği şehir, iki katlı evleri ve Avrupai mermer kullanımı yerine sabuntaşı üzerine yapılan işlemeleriyle Minas tarzı barokun doğduğu ve yayıldığı yer.

belo_horiz.._b__18_.jpg
belo_horiz.._b__65_.jpg

Ouro Preto'nun daracık ve iri taşlarla kaplı sokaklarına daldığınızda, sanki adı şehirle bir arada anılan heykeltraş Antonio Francisco Lisboa'nın zamanında dolaşıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. 19. yüzyıldan sonra tek bir tuğla eklenmemiş gibi. Gözü rahatsız eden tek kusur, her sokağın ve ana meydanın arabalarla dolu oluşu.

Heykeltraş Lisboa, daha doğrusu en yaygın kullanıldığı şekliyle "Kötürüm Adamcık" gibi bir anlama gelen Aleijandinho, bütün hayatını Ouro Preto'da geçirmiş. Zamanına göre inanılmaz uzun -84 yıl- yaşasa da, genç yaşından itibaren hayatını hastalıklarla mücadele ederek geçirmiş ve vücudunun büyük kısmını kullanamadığından bu sıfat takılmış. Belli bir yaştan sonra parmaklarıyla iş yapamadığı için bir yöntem geliştirerek keskileri eline bağlatıyormuş ve yardımcıları onu tutup kaldırdıktan sonra verdiği direktiflerle heykellerini ve oymalarını yapıyormuş. Eserlerinin neredeyse tamamı Ouro Preto'daki kilise ve müzelerde. Özellikle hayatında hiç aslan görmemiş olduğu halde hayal gücünü kullanarak aslan vücudunun üzerine maymun başını yerleştirdiği heykel insanın kanını donduruyor.

belo_horiz..b__100_.jpg
belo_horiz.._b__97_.jpg
Bom Jesus de Matosinhos

Daha sonra Congonhas'a geçtik. Burası da ayrı bir şehir ama Ouro Preto gibi mimari özellikleriyle ünlü değil, sadece Santuário de Bom Jesus de Matosinhos kilisesinde yer alan Aleijandinho heykelleri için gidilen bir yer. Ziyaretlerimiz saat 18:00 gibi sona erince hemen arabaya atlayıp gazı köklemek zorunda kaldık, pazar günü olduğundan arabayı kiraladığımız şirket 20:00'de kapanıyordu. Dilimiz dışarıda anahtarı teslim ederken bu arada kalacak doğru düzgün bir otel bulup eşyamızı bırakmayı da başarmıştık.

Ertesi gün ne yazık ki pazartesi olduğundan bütün müzeler ve sanat eserleriyle dolu parklar kapalıydı. Biz de zamanımızı Mercado Central'de (her zamanki gibi) bira içip bir şeyler atıştırarak ve şehrin en yüksek noktasına çıkıp çimlerin üzerinde oturarak şehri izleyip kitap okuyarak geçirdik. Akşam Rio de Janeiro'ya doğru yola çıkacak ve şansımızı bir kere daha deneyecektik.

Deniz Koç

Posted by acikbilet 11:04 Archived in Brazil Tagged backpacking Comments (3)

Recife

"Roberto; bize iki şezlong, bir de büyük bira"

sunny 33 °C
View Seyahat & Brazil on acikbilet's travel map.

Kuzeydoğudaki eyaletlerden Pernambuco'nun başkenti Recife'de ("Hesifi" okuyunuz) otobüsten inince hemen kalacak bir yer aramaya başladık. İlanlara bakarak sahile yakın küçük bir hosteli gözümüze kestirdikten sonra çantalarımızı sırtlanıp yola koyulduk. Otobüs terminali, merkeze havaalanından bile daha uzakta olduğu için şehre varmamız 1-1.5 saati buldu, çantaları bıraktıktan sonra soluğu kumsalda aldık.

recife_04_02_09_d__4_.jpg

Salvador'dan yanımızda getirdiğimiz berrak deniz bulma umutlarımız, okyanusun dalgalı ve bulanık suları ile son bulsa da, Recife sahilinin çok güzel olduğunu belirtmek gerekli. Kilometrelerce devam eden kumsalın kimi yerinde in cin top oynuyor, kimi yerlerineyse şezlonglar, şemsiyeler konmuş, insanlar keyif yapıyor. Bir süre deniz kıyısında yürüdükten sonra denize girmeden kıyıda oturup okyanusa karşı bir şeyler içmeye karar verince, en yakındaki şezlonglara çöküp bira ısmarladık. Şezlongları kiralayan Roberto, köpükten bir kolinin içine 4 şişe bira atıp üstünü buzlu suyla doldurarak bir açacakla birlikte getirip "içtiğinizi için, kalkarken ödersiniz" deyince Brezilya'daki bira içme bilincine bir kere daha saygı duydum.

recife_04_.._d__18_.jpg

Diğer şehirlerle kıyaslanınca Recife'nin tarihinin daha renkli olduğu söylenebilir. 16. yüzyılda şeker üretimiyle zenginleşen şehir, Brezilya şekerinin o dönemde Avrupa'daki ana dağıtıcı Hollanda'nın, ayağının eski kıtadaki karışıklıklardan biri neticesinde Brezilya'dan kesilmesine karşılık olarak Brezilya'da kendinin bir koloni oluşturma istemesi sonucu bir süre Hollanda hükümranlığı altında kalmış. Aslında Hollandalılar Recife ile birlikte Salvador'u da almak istiyorlarmış, ama Portekizlilere karşı saldırıları sadece Recife'de başarılı olmuş. 1630'da başlayıp 24 yıl süren yönetimleri şehir halkının eski sömürgecileri geri isteyip başkaldırmaları sonucu son bulmuş, ama hala o dönemden kalan bir iki yapıyı görmek mümkün.

recife_05_.._b__11_.jpg
Olinda'dan Recife

Büyük kısmı okyanusa açılan kanalların üzerine inşa edilmiş olduğu için Brezilya'nın Venedik'i olarak lanse edilen şehirde -buradaki kanalların Venedik'tekilerle hiçbir alakası yok aslında- çok da fazla görülecek bir yer yok. Ayrı bir şehir olsa da, Recife'nin bir semti haline gelmiş olan Olinda ise, Salvador kadar olmasa da kolonyal dönemden kalan yapıları ve manzarası ile sevimli bir yer. Ayrıca Olinda, karnavalda devasa kuklalar kullanması açısından da Brezilya'da ayrı bir özelliğe sahip. Hissedilen (yani bizim hissettiğimiz) sıcaklık güneş altında 50 derece olduğu için Olinda'yı iki kese bir sabun gezip Belo Horizonte'ye bilet aldıktan sonra kendimizi yine Roberto'nun buz gibi biralarına bırakıp güneşi kumsalda batırdık.

recife_05_.._b__30_.jpg
Karnavalda kullanılan kuklalardan biri

Kaldığımız hostelin ortak alanı çok küçük olduğu için ister istemez bir sürü insanla tanıştık. Birleşik Devletler'in Georgia eyaletinden olan Vaden, Delta Havayolları'nda hostes olarak çalışıyormuş. Karşısındakiyle ilgili hiçbir şey merak etmeyip sadece kendi yaptıklarından bahseden değişik bir tip. Bizimle birlikte Olinda'yı gezmeye gelmesine rağmen ismimizi ancak dönüş yolunda sorması ile ilginç karakterler listemizde yerini aldı. Tanıştığımız bir diğer kişi de aslen Sao Paulo'lu olup, kısa bir tatil yapmak üzere Recife'de bulunan 55 yaşlarındaki mühendis Diego idi. Kahvaltı sofrasında sohbet ederken adamın ağzından iki lafın arasında "inşallah, elhamdülillah" çıkınca Türkiye'den geldiğimiz için bize yakınlık göstermeye çalıştığını düşündük. Sohbet ilerleyince anladık ki Diego 25-30 yıl önce "doğru yol"u görüp, hak dinini seçmiş ve müslüman olmuş. Gurbet ellerde beni Cuma namazına davet etme inceliğini gösteren güleryüzlü, tatlı sözlü Hacı Diego'yu burada anmadan geçmek istemedim.

Son gün kahvaltıdan sonra çantaları toplayıp uçağın kalkışına kadar olan 3-4 saati hostelde bilgisayar başında geçirmeye karar vermiştik. Hostelin sahibi önce orada vakit geçirmemizde sakınca olmadığını belirtmişken sonra ufaktan "aslında bir bu tür durumlarda yarım gün ücreti alıyoruz, hostelin kuralları içinde de bu yer alıyor, başkalarından aldık, sizden almazsak hak geçer" diye kıvranmaya başladı. Kuralların sadece Portekizce olarak duvara asılmış olduğunu, İngilizcesinin olmadığını söyleyip, "hak hukuk" gibi asil nedenleri öne sürmesine rağmen asıl derdinin para olduğunu kibar bir şekilde yüzüne vurunca adam, verdiğimiz geribildirimler için teşekkür ederek bizden bir şey talep etmediğini söyledi. Hasbinallah diyerek havaalanının yolunu tuttuk...

DSCN6413.jpg
Uçaktan Recife

Barış Pala

Posted by acikbilet 20:35 Archived in Brazil Tagged backpacking Comments (1)

Salvador da Bahia

Esmerim biçim biçim...

sunny 30 °C
View Seyahat & Brazil on acikbilet's travel map.

Hiç bitmeyecek herhalde dediğimiz 27 saatlik yolculuk bitip de Salvador terminaline indiğimizde ilk işimiz kalacak bir yer ayarlamak oldu. Rehberden mi bulduk, yoksa turizm danışmadan mı önerdiler hatırlayamıyorum ama eski şehir merkezine yakın güzel bir otel bulup terminalin karşısındaki alışveriş merkezinin önünden klimalı bir otobüse atladık. Brezilya'da otobüs olsun minibüs olsun her türlü toplu taşıma aracının girişinde turnikeler olduğu için büyük sırt çantalarıyla toplu taşıma aracına binince ya çantaları turnikenin üzerinden aşırmak ya da çantalara turnikenin dibinde bir yer bulmak gerekiyor. Zaten sıcak olan havanın da etkisiyle kan ter içinde çantaları hemen kapını yanına yerleştirdik ve otobüsün mümkün olan en uzun rotayı takip etmesi sayesinde neredeyse bir saati aşkın bir sürede otele ulaştık.

salvador_2.._b__38_.jpg
Salvador

Biraz dinlenip dışarı çıkmamız akşamüzerini bulduğundan şehir merkezinde avare avare dolaşıp akşam yemeğine kadar bir bakkalın masa atıp ucuza bira sattığı dar sokakta demlenip etrafı seyrederek vakit geçirdik. Salvador kolonyal mimarisi, plajları ve karnavalıyla olduğu kadar mutfağıyla da meşhur. “Buraya has tüm yemekleri tadabileceğiniz güzel bir yer.” diye tavsiye edilen Senac'ta açık büfeyle sunulan yemeklerin üzerlerine isimlerini yazmışlar, güzel olmuş, ama hepsi siyah olan garsonlara giydirdikleri kıyafetlerden ve aşırı resmi hizmetten dolayı insana sanki köle çalıştırılıyormuş izlenimi veren ortam o kadar soğuk ve itici ki insan yediği yemekten zevk alamıyor doğrusu. Yine de Salvador'daki deniz ürünlerinin genel olarak çok lezzetli olduğunu belitmek gerekli.

Salvador da Bahia, Rio'dan önce yaklaşık 200 sene kadar Portekiz kolonisinin başkentliğini yapmış. O dönemde inşa edilen şehrin çok büyük kısmı korunarak bugüne geldiğinden Brezilya'da kolonyal mimariyi en geniş çaplı görebileceğiniz yer burası. Eski şehirde dar, arnavut kaldırımı kaplı sokakların iki yanında 2-3 katlı taş binalar yükseliyor. Hemen hemen her köşe başında karşınıza irili ufaklı kiliseler çıkıveriyor. Özellikle ikinci gün gittiğimiz Sao Fransicso Kilisesi'nin bahçesindeki çiniler ve içindeki süslemeleri kaçırmamak gerek. Herhalde kartpostallarını satıp gelir elde etmek istedikleri için, ibadet olmamasına rağmen içeride resim çekilmesi yasaklamışlar ama çaktırmadan bir-iki kare çekmeden duramadık. (İçerdeki görevlilerden biri beni fotoğraf çekerken yakalayıp çektiğim kareleri silmemi istedi. Başımda dikilerek kontrol ettiğinden, altı karenin ancak yarısını kurtarabildim.)

Starred_Photos10.jpg
Salvador kiliseleri
Starred_Photos9.jpg
İhtişamlı San Francisco Kilisesi

Afrika–Güney Amerika hattının Brezilya bacağı olan Salvador, yüzyıllar boyunca köle ticaretinin başladığı nokta olmuş. Bu nedenle burada güneye göre daha fazla Afrika kökenli insan yaşıyor. Afrika'dan gelenler beraberlerinde kültürlerini de getirmişler. Afro-Brazileiro Müzesi'nde detaylı olarak anlatılan capoeira (Angola'dan getirilen kölelerin memleketlerinde yaptıkları “dövüş” provalarını Portekizli efendilerine daha kabul edilebilir hale getirmek için dans ve müzikle birleştirerek yarattıkları bir disiplin) ve candomble (Afrika'daki inançlarının devamı olarak 16'ncı yüzyıldan itibaren Brezilya'daki köleler arasında yaygınlaşan ve bugün Brezilya'da yaklaşık 1,5 milyon inananı bulunan bir inanç sistemi) Salvador'da yaygın. Candomble ayinine katılmak istesek de ayinler genelde ayın ilk haftasında gerçekleştirildiğinden müzede anlatılanlarla yetinmek zorunda kaldık.

Salvador'a gelip de görmeden terk etmemeniz gereken bir başka yer de, Nosso Senhor de Bonfim Kilisesi. Şehir merkezinden biraz uzak bir mahallede yer alan bu kilisede adanan adakların yerine geldiğine inanılıyor. Mimari olarak pek ilginç bir yanı olmasa da insanların dileklerini bıraktıkları oda ilgi çekici. Diyelim ki böbreğinizde taş var, küçük bir böbrek maketi maketi bırakıyorsunuz. Ya da bacağınızdaki kireçlenme için komple bir bacak maketi götürüyorsunuz. Her yıl Ocak ayının ilk haftasında binlerce insan şehir ile kilise arasındaki kilometrelerce yolu yürüyerek katedip, dileklerini bu kiliseye bırakıyorlarmış.

Starred_Photos13.jpg
Bonfim Kilisesi

Ayrıca, şehir merkezinde, Bahia eyaletinin gurur kaynağı olan Amado'nun hayatını ve eserlerini sergileyen Jorge Amado Müzesi mevcut. Yanlış hatırlamıyorsam 40 küsür dile çevrilen kitaplarının kapakları için kalıcı bir sergi düzenlemişler, Almanya'dan Türkmenistan'a bütün yayınları görebiliyorsunuz. Türkiye'den tek kapak Payel Yayınları'ndan yıllar yıllar önce çıkan Tarçın Kokulu Kız'dı, ama Can Yayınları yoktu. Ayrıca Amado'yla Erdal Öz'ü ve Osman Karaca'yı bir arada gösteren fotoğrafları karıştırıp yanlış isimler yazmışlar.

Starred_Photos12.jpg
Şok şok şok... Jorge Amado Müzesi'nde büyük ihmalkarlık

Salvador'un meşhur plajlarını denemek için şehir içinde yer alan Barra'ya değil de biraz daha dışarıdaki Flamengo'ya gidelim dedik. Buradaki plaj mevhumu bizdekinden biraz farklı. Uçsuz bucaksız sahilde yan yana bir sürü restaurant yer alıyor. İnsanlar havlularını serip şezlonga uzanmaktansa ya plajda top oynuyorlar ya da bu restaurantların plastik sandalyelerinde oturup sohbet ederken bir şeyler yiyip içiyorlar. Çok sıcakladıkladıklarında da koşa koşa okyanusa dalıp çıkıveriyorlar.

Recife'ye hareket etmeden önce iki gece kaldığımız kuzeydeki sahil şeridinin, yani tam ortasındaki Praia do Forte'de de durum pek farklı değildi. Eskiden balıkçı kasabasıyken şimdi orta sınıfın tatil yaptığı bir merkeze dönüşen (ve her zaman olduğu gibi yavanlaşan) beldenin kuzeyinde hindistancevizi ağaçlarının gölgesinde yan yana plajlar uzanıyor. İlk gün “hah şimdi güzelleşecek, şu burnu dönünce daha bir pırıl pırıl olur” diye güneye doğru yürüyerek epey bir uzaklaşıp neredeyse ıssız denecek bir koya geldiğimizde bile okyanusun suyu Ege gibi berrak değildi.

Starred_Photos14.jpg

Praia do Forte'den direkt Recife'ye gitmek mümkün olmadığından sabah 9 otobüsü ile Salvador'a dönüp bir sonraki durağımız olan Recife için biletlerimizi aldık. Deniz konusundaki umutlarımızı Recife'ye saklamaya karar vermiştik...

Barış Pala

Posted by acikbilet 09:26 Archived in Brazil Tagged backpacking Comments (1)

Rio de Janeiro

Fotojenik Bir Şehir

rain 24 °C
View Seyahat & Brazil on acikbilet's travel map.

Kamyon trafiği yoğun şehirlerarası yolu şoförlerin atik sollamalarıyla geçerek sabah hava aydınlanırken Rio'ya ulaştık. Otobüs terminali, yani rodoviaria'dan dışarı burnumuzu çıkarmamızla kesif bir sidik kokusu her yanı sardı. Hava fazlasıyla rutubetliydi, etrafımızdaki insanlar taksilerine binmemiz için ısrar ediyordu. Neyse ki daralmış halimizi gören bir adam bize Copacabana otobüsünün durduğu yeri işaret etti ve 50 real yerine 2,30 real gibi bir fiyat ödeyerek hostele ulaştık.

1rio_de_jan.._rl____.jpg
Santa Teresa'dan şehrin görünümü

Copacabana plajının iki sokak üstünde yer alan hostelin civarında da bu kokudan kurtulamayacağımızı anladık, çünkü ıslak Rio sokakları evsizlerle doluydu. İlk işimiz plaja gidip bakmak oldu, ama hava kapalıydı ve karnımız açtı, o yüzden her köşe başında rastlayabileceğiniz "suco"culardan, yani meyve suyu satan büfelerden birine girip "vitamina mista com banana e aveia" söyledik. Muz, süt ve yulafı blenderdan geçirdiğinizde elde edeceğiniz bu boza kıvamındaki içecek insanı doyurmaya yetiyor. Öğleden sonra tekrar gittiğimizde, kilometrelerce uzanan plajın ana baba günü olduğunu gördük ve oturacak bir yer aramak için yürürken etrafımızdaki canlılığı ve kıyıyı döven dev dalgalarla oynaşan insanları seyretmekten denize girme sevdasını bir kenara bıraktık. Bu arada kısa süre içinde güneşli hava dönüp yerini bulutlara ve yağmura bıraktı. Şansımızın da beraberinde döndüğünden henüz haberimiz yoktu, çünkü görüp göreceğimiz tek güneşli gün işte buydu.

Sorun şu ki, Rio de Janeiro'da dolaşmak için güneşe ihtiyacınız var. Kapalı mekanlara; müzelere, cafelere gidebilirsiniz tabii, ama şehirde görülecek yerlerin önemli bir kısmı tepelerin üstünde. Bulutlar üstlerine çökünce ne aşağıdan Pão de Açúcar'ın tepesini ne de meşhur İsa heykelini görmek mümkün oluyor, aynı şekilde yukarıdan da şehir manzarasının güzelliğini seyretmenin imkanı yok. Böylece Rio'da bir hafta boyunca yağmurun dinmesini, daha doğrusu bulutların açılmasını bekledik, ama olmadı.

21rio_de_jan.._rl____.jpg

Eğer Adriana ve arkadaşları olmasaydı bu kötü havada sokaklarında kendimizi tıpkı Tanrı Kent (Cidade de Deus) filminin setindeymişiz gibi bir türlü güvende hissedemediğimiz, nasıl bir şehir olduğunu kavrayamadığımız Rio'dan hiç keyif almazdık. Yine couchsurfing sayesinde evinde kalmak için istekte bulunduğumuz Adriana, bize şu ana kadar kaldığımız en rahat ortamlardan birini sundu, odamızda kendimize ait banyomuz bile vardı. Aslında daha önce dairede yaşayan adamın banyo takıntısı varmış ve evdeki her köşeyi -duş teknesiyle, tuvaletiyle- banyoyla donatmış. İki odalı evde dört banyo vardı, dolayısıyla yine couchsurfing'den misafir olarak bizimle aynı zamanda gelen Giuliano da dahil olmak üzere evdeki kimse sıkıştığında zorluk çekmedi.

adrianalarla.jpg
Adriana ve arkadaşlarının vücutlarındaki muhteşem dövmelere dikkat çekmek isterim.

Günlerimizi Museu Histórico Nacional'de, Santa Teresa mahallesinde, Adriana'ların Copacabana yerine daha "nezih" olduğu için tercih ettiği Ipanema plajında (ne yazık ki her sınıftan insanın bir arada olmasıyla daha çok hoşumuza giden Copacabana plajına bir daha gitmeye fırsat bulamadık, Ipanema sadece beyaz orta ve üst sınıfın muhafazakar denecek kadar kapalı bikinileriyle güneşlendiği yavan bir yer), botanik parkında ve sokaklarda yürüyerek geçirdik. Milli tarih müzesi, Brezilya'da Portekizliler gelmeden evvel yaşayan ve katledildikten sonra hala sayıca çok daha az da olsa ülkede yaşayan yerlilerin kullandığı giysi ve aletlerden kolonyal döneme ait resim, silah, at arabası gibi nesnelere ve cumhuriyet dönemini anlatan belgelere kadar değişik galerileriyle çeşitli dönemleri izleyebileceğiniz iyi bir müze. Santa Teresa ise tramvayla ulaştığınız ve genelde sanatla uğraşanların mekan olarak benimsediği bir mahalle. Sanıyorum şehrin tepesinde olup da favela olmayan tek mahalle bu.

rio_de_jan.._rl____.jpg
Favelayla kaplı tepelerden biri.

Favela, bizdeki gecekonduya benzer bir terim, ama genelde yoksulluktan ziyade uyuşturucu ticareti ve suç unsurlarıyla birlikte anılıyor. Özellikle Rio favelalarıyla meşhur ve Adriana'dan öğrendiğimize göre yalnızca o favelada yaşayanlar içeri rahatça girebiliyor, başka favelalardan ya da dışarıdan giren biri olursa başına ciddi bir dert aldı demek. Bizim orada kaldığımız hafta iki favela arasında çatışma oldu, Adriana'nın bir arkadaşı bu iki favelaya yakın bir evde oturuyormuş ve gece silah seslerinden uyuyamamış. Polis de uyuşturucu ticaretine ortak olduğundan senelerdir bu böyle devam edip gidiyormuş. Eğer Rio'ya gidecek olursanız, bazı turizm acentelerinin favela turları düzenlediğini göreceksiniz. Bize grup halinde dolaşıp etraftaki evleri, insanları inceleme düşüncesi hiç hoş gelmedi, hayvanat bahçesi gezmek gibi bir durum neredeyse (ki onu da hiç sevmiyoruz).

Rio denince faveladan başka akla gelen şeylerden biri de -tabii ki- karnaval! Brezilya'ya gelinceye kadar karnaval zamanında Rio'da olacağımız gibi bir yanılgıya kapılmıştık, ama öğrendik ki şubatın son haftasıymış. Olsun, yine de karnaval provalarını izleme şansımız vardı. Adriana bizi sambadrom'a götürdü ve kısıtlı bir görüş alanımız olsa da coşkuyu bir parça hissedebildik. Ayrıca şunu öğrendik ki, karnavalın hası Rio'daki değil, Salvador'dakiymiş, Riolular karnaval zamanı oraya gidermiş.

riyu_minikler.jpg
Sambadrom'da karnaval provaları.

Bir hafta sonunda hala gidemediğimiz yerler olsa da Salvador'a doğru yola devam etmeye ve dönüşte yine Rio'ya uğrayarak şansımızı denemeye karar vererek otobüs biletimizi aldık. Bu yolculuk şimdiye kadarki en uzun otobüs yolculuğumuz olacaktı: 27 saat!

Deniz Koç

Posted by acikbilet 20:12 Archived in Brazil Tagged backpacking Comments (2)

(Entries 1 - 4 of 7) Page [1] 2 » Next