A Travellerspoint blog

December 2008

Salta ve Civarı

En güzel iki günümüz

all seasons in one day 29 °C
View Seyahat & Argentina on acikbilet's travel map.

İguazu'daki şelalelerin kudreti karşısında büyülenmişken, Arjantin'in ortasındaki bu küçük şehirden beklentimiz çok kısıtlıydı aslında. Bu defa 23 saatlik bir yolculuğun ardından, sabah otobüsten inerek hostele doğru yollandık. Bir önceki hostelde rezervasyon yaptırırken fiyatın olduğundan daha az söylendiğini öğrenince, bir gece kalıp duruma bakmaya karar verdik. Eşyamızı bırakıp dışarı çıktık, sıcak ve basık bir hava vardı. Önce şehrin kıyısındaki dağa çıkan teleferiğe atlayıp etrafa kuşbakışı bir göz attıktan sonra sömürge dönemi mimarisi örnekleriyle dolu caddelerden geçerek merkeze ulaşmamızla etrafımızı tur şirketlerinde çalışan gençlerin sarması bir oldu. (Burada -her ne kadar bütün backpackerlar gibi kendimizi böyle adlandırmaktan kaçınsak da- "turist" olduğumuz hemen anlaşılıyordu.) Birinin peşine takılarak bölge ve gidilecek yerler hakkında bilgi aldıktan sonra, araba kiralamanın daha ekonomik olup olmayacağını araştırmaya karar verdik. Birkaç yere baktıktan sonra, turla gitmenin 500 peso, araba kiralamanınsa 300 peso gibi bir fiyata hallolacağını hesapladık, hem araba kiralamakla her yeri istediğimiz gibi gezme özgürlüğümüz de olacaktı. Hemen o akşam arabayı aldık ve ertesi sabah elimizde haritamız ve bir şişe suyumuzla hazırdık. Yalnız, yola çıkmadan önce yapmamız gereken bir iş vardı, Mendoza'ya gidiş biletlerini almak. Her zamanki gibi birkaç yerden fiyat aldıktan sonra, Via-Tac'ta karar kıldık ve yine buranın standardı olduğu üzere 18 saatlik yolculuk için 340 peso bayıldık. Karnımız zil çalıyordu, ama pazar sabahı olduğundan her yer kapalıydı. Biraz şehrin dışına çıktığımızda panaderia'ların, yani fırınların açık olduğunu gördük. Yalnızca 5 peso'ya çeşit çeşit kruvasan ve poğaçamsı garip şeylerden alıp devam ettik.

6salta_13_1.._rl____.jpg
Salta

Salta'da gezebileceğiniz üç farklı bölge var: İlki, zaten çoğu insanın buraya gelmesine vesile olan Salinas Grandes, yani tuzlanın bulunduğu rota. Bu rotada İnka öncesi dönem kalıntılarını da görmeniz mümkün. Yedi renkli dağlar ise rotanın ikinci can alıcı kısmı. İkinci güzergahtaysa daha da kuzeye çıkılıp Humahuaca'ya gidiliyor. 3. rotada bölgenin üzüm bağlarına ev sahipliği yapan Cafayate var, güneye inmek gerekli. Şirketler genellikle bu turları üç ya da dört güne bölerek gerçekleştiriyor. Toplamda 400 km. gibi bir yol olduğunu öğrenince hepsini iki günde tamamlayacağımıza kanaat getirdik.

Kruvasanları çıtırdatarak yola devam ederken, asfalttan ayrılıp sağanak yağmur altında yer yer tepeden düşen kayalarla ve artık dereyle birleşme noktasına gelen su birikintileriyle kaplı toprak bir yolda giderek "irtifa kazanmaya" başladığımızı fark ettik. Üstelik, yalnızca arabaların sığabileceğini düşündüğümüz bu yolda, karşısına çıkacak kaya parçaları ya da su birikintilerinden hiçbir şekilde etkilenmeyeceğini bilerek hız kesmeden ilerleyen tırlar işliyordu. Bu duruma ayak uydurup dikkatle yolumuza devam ederken, manzara da bir anda değişivermişti.

3salta_13_1.._rl____.jpg
76salta_13_1.._rl____.jpg

Seyahate çıktığımızdan bu yana ilk defa "medeniyet"in dışına çıktığımızı hissetmeye başladık. Kayalık tepeler, ağaç uzunluğundaki kaktüslerle kaplıydı. Bir süre, bu kadar büyük kaktüsleri ilk defa, hem de doğal bir ortamda görmenin verdiği şaşkınlığı atamadık. Chorillos'a kadar toprak yolda ve yağmur altında devam ettik. Buradan sonra tırmanış virajlarla ve neyse ki asfalt yolda sürdü. Deniz seviyesinden 3000 m. yükseklikteki Tastil'de İnka öncesi döneme ait kalıntıların bulunduğu bölgeye tırmanarak rüzgarın kaktüslere çarpınca çıkardığı sesi dinledik bir süre.

salta_13_1.._rl____.jpg
93salta_13_1.._rl____.jpg

Sonra yine toprak yola açılan bir yolu takip ederek 3775 m. yükseklikteki San Antonio de los Cobres'e ulaştık. Toz toprak içindeki bu minik kasaba, Tren a las Nubes (Bulutlara Tırmanan Tren) adı verilen efsanevi bir trenin geçtiği 12 viyadükten en uzun ve ihtişamlı olanına yakın olması nedeniyle, bu viyadüğü görmek isteyenlerin uğradığı bir yer. Gördüğümüz ilk tesise girerek empanada ve koka çayı söyledik. Bu yükseklik, bizim gibi alışık olmayanları etkileyebiliyor. Ben hiçbir şey hissetmedim, ama Barış'ın başı biraz döndü, halsizlik hissetti kısa bir süre. Dinlendikten sonra, viyadüğü görmek için yeniden yola koyulduk. Kasabanın çıkışında yol çatallanıyor, sola giderseniz Ruta 51 üzerinden viyadüğün bulunduğu tarafa, sağa giderseniz Ruta 40 üzerinden Salinas Grandes'in bulunduğu tarafa devam etmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla 51 üzerinden viyadüğü görüp aynı yolu geri dönerek 40'a geçmemiz gerekiyordu. İki yol da birbirinden kötü, toprak yol üzerinde 40 km. ortalama hızla devam ediyorsunuz. Altımızdaki arabayı tek parça halinde teslim edemeyeceğimizi düşünmeye başladık bir süre sonra. Ve yolculuktaki ilk hayal kırıklığımızı da 51 numaralı yol üzerinden viyadüğe doğru saptığımızı düşündüğümüz tali yolda yaşadık: Karşımızda, 4x4'ümüz bile olsa belki tırmanamayacağımız duvar şeklinde bir tepe duruyordu. Birkaç denemenin ardından kös kös aynı yolu geri dönmek durumunda kaldık. Corbes'e ulaşıp 40 numaralı yola bağlanarak Salinas Grandes'e doğru yola devam etmeye başladık. Bu arada saat de 4 olmuştu. Yani bizim iki günde tamamlamayı düşündüğümüz yolun 3'te biri bile değildi henüz! Kuş uçmaz kervan geçmez çöl yollarında saatlerce devam ettikten sonra nihayet Salinas Grandes'i uzaklarda görmeye başladık. Yaklaşıyorduk yaklaşmasına, ama içine girmemize imkan verecek bir yol yoktu.

64salta_13_1.._rl____.jpg
Salina Grandes, ufukta.

Tabii bu kötü yol şartları altında benzinimiz de azalmaya başlamıştı, bu hayale de veda ederek geceyi geçirebileceğimiz ve depoyu doldurabileceğimiz bir yerleşim merkezi bulmaya karar verdik. Haritaya göre 52 numaralı yola bağlanmamız gerekiyordu ve bu yol da görünüşe göre topraktı. Şansımıza, yol ayrımına geldiğimizde yeni yapılmış asfalt bir yolla karşılaştık ve Purmamarca'ya doğru yol aldık.

84salta_13_1.._rl____.jpg
084salta_13_1.._rl____.jpg

Purmamarca'ya gidişte And Dağları'nı ve bulutları aşmanız gerekiyor. Buraya kadar bize eşlik eden çöl manzarası bir anda değişmiş ve yerini yeşil, mor, sarı renkli dağlara bırakmıştı. Yaklaşık 40 dakika sonra nihayet hedeflerimizden birine ulaşmıştık! Ve anlaşılan burası popüler bir mekandı, çünkü hostel adı verilen yerlerin (ki aslında butik otelden farkları yoktu bence) fiyatları Buenos Aires'i aratacak düzeydeydi. Neyse ki Madre Coca (bildiğiniz Melahat Teyze) imdadımıza yetişti de iki kişi 50 peso'ya yatacak yer bulabildik. Purmamarca yedi renkli dağlarıyla meşhur olan yer. Sabah kalkınca makinelerimizi alıp küçük bir tur attık, ama ışık çok ters geldiğinden renklerin etkileyiciliğini yansıtmak layıkıyla mümkün olamadı.

Buradan çıkıp yine Purmamarca gibi Jujuy eyaletine bağlı Tilcara'ya doğru yol aldık. Tilcara, yine İnka öncesi dönemde bulunduğu konum nedeniyle çok önemliymiş, İnka döneminde de aynı önemi korumuş. Pucara denen kısmı kasabanın epey yüksek bir yerinde bulunuyor, Quechua dilindeki anlamı da "müstahkem mevki". Dağda ve ovada yaşayan insanlar bu noktada bir araya gelerek ürünlerini takas edermiş. Ayrıca dört bir yanı mükemmel bir biçimde takip edebileceğiniz bir konumda olduğundan stratejik bir önemi varmış. Kalıntıların bulunduğu bu yeri de tırmanarak gezebiliyorsunuz.

94salta_13_1.._rl____.jpg
Pucara

Çok az vaktimiz kaldığından burayı gezdikten sonra yeniden yola düşerek Jujuy eyaletinin başkenti Jujuy'a da uğrayalım dedik. Burada lomito adı verilen bir sandviç yedikten sonra 9 numaralı yola bağlanarak Salta'ya dönüşe geçtik. İşte bu yol kesinlikle kaçırılmaması gereken bir yol. Eğer turla gelmiş olsaydık otobandan dönüleceğinden bu yoldan haberimiz bile olmayacaktı. Yemyeşil dağların arasından kıvrılarak yükselip alçalan bu daracık yolda devam ederken, buranın cennetten bir parça olduğunu düşündük sadece ve göremediğimiz her şey için hayıflanmayı bırakarak çok iyi bir seçim yaptığımızda hemfikir olduk.

8salta_13_1.._rl____.jpg

Bir sonraki yazı: Mendoza (ve Melahat Teyze'nin pireleri beni nasıl yaktı...)

Deniz Koç

Posted by acikbilet 16:58 Archived in Argentina Tagged backpacking Comments (5)

Iguazu

Su gelir güldür güldür

all seasons in one day 32 °C
View Seyahat & Argentina on acikbilet's travel map.

18 saat süren ilk uzun otobüs yolculuğumuzun ardından sabah saat 8 sularında, adını 18 km uzağındaki şelaleden alan Puerto Iguazu'ya vardık. Biraz daha para verip burada "cama" (kama okunuyor) tabir edilen ve 160 derece yatabilen koltuklardan alıp gece fosur fosur uyuduğumuz için olsa gerek, otobüsten indiğimizde çakı gibiydik. Saat henüz erken olduğu için eşyaları resepsiyona bırakıp, yağan yağmuru izleyerek kahvaltımızı yaptık.

Kahvaltıdan sonra Puerto Iguazu'yu gezelim dedik ve çiseleyen yağmur altında dolaşmaya başladık. Buraya şehir demek biraz zor, kasaba daha doğru bir nitelendirme olur. Bir uçtan bir uca yürümek (iniş çıkışların etkisi hesaba katıldığında dahi) 30 dakikayı geçmiyor. Kendinizi yokuş aşağı bırakınca Parana Nehri'nin kıyısına varıyorsunuz. Buradan bir feribota atlayıp 20 dakika içinde Paraguay'a geçmek mümkün. Bu kadar yakın olunca planımızda olmasa da "Acaba Paraguay tarafını da 1-2 saat görüp gelsek mi?" diye düşündük, ama vize almamız gerektiğini öğrenince indiğimiz yokuşu tırmanıp hostele geri döndük.

63iguazu_10_.._rl____.jpg

Bölgenin çekim merkezi olan şelale ve üzerinde yer aldığı nehir Brezilya ve Arjantin'in sınırını oluşturuyor. Her iki ülke de kendi topraklarında şelale ile aynı adı taşıyan tabiat parkları oluşturmuşlar. Yağmurun dinmesi öğlen 2'yi bulduğundan ilk günü daha küçük olan Brezilya tarafını gezerek değerlendirelim dedik ve Amerikan filmlerindeki okul servislerini andıran sarı bir halk otobüsüne atlayıp sınır kapısında Arjantin'den çıkış işlemlerini tamamlayarak Brezilya'ya giriş yaptık. Otobüsün şöförü "günübirlik gezilerde Brezilya tarafında bir işlem yapmaya gerek yok" deyip Brezilya gümrüğünde durmadan geçtiği için içimiz biraz rahatsız bir şekilde Brezilya tarafındaki parkın giriş kapısına vardık.

Kapıda bir görevliden parkın haritası önünde bilgi aldıktan sonra adam başı 30 peso (Arjantin Pesosu kabul ediyorlar)verip parka girdik. Park içi otobüsle bir süre gittikten sonra 3 numaralı parkurunun başında inip yürümeye başladık. Parkın bu tarafı daha büyük olan Arjantin tarafını karşıdan gördüğü için her adımda muhteşem bir manzara görüyor insan.

iguazu_10_.._rl____.jpg

Konu büyüklüğe gelince Iguazu ile kıyaslanabilecek iki şelale var. İlki Zambiya ve Zimbabve arasında yer alan Victoria, diğeri de meşhur Niagara. Her ne kadar Victoria daha yüksekten dökülse ve Niagara daha fazla su taşısa da, Iguazu'daki 275 şelalenin toplam 2,700 metrelik genişliği ve yer yer 80 metreye varan yüksekliği burayı dünyanın en büyüleyici şelaleri arasında öne çıkarıyor.

3iguazu_10_.._rl____.jpg

Nispeten küçük sayılabilecek olanları geride bırakıp şelalenin en etkiliyici kısmı olan Garganta del Diablo'ya (Şeytanın Boğazı) yaklaştıkça dökülen tonlarca suyun çıkardığı muazzam ses karşısında etkilenmemek mümkün değil. O kadar çok su dökülüyor ki, sıçrayan su damlacıkları hemen şelalenin üzerinde bir bulut oluşturuyor.

Yüzlerce kare fotoğraf çektikten sonra geldiğimiz gibi halk otobüsü ile Arjantin tarafına geri döndük. Vasat bir akşam yemeğinden sonra daha zorlu olacağını bildiğimiz Arjantin tarafı için dinlenmek üzere odamıza çekildik.

Ertesi gün gene bir halk otobüsü ile Arjantin tarafındaki parka gittik. Buradaki parkın giriş kapısı Brezilya tarafındakine göre daha az albenili. Giriş bedelinin de karşı tarafın iki katı (60 Peso) olması cabası. Bu tür detaylara takılmayıp parkın içindeki trenle Garganta del Diablo parkurunun başına kadar gittik. (Arjantinliler bu trene LPG ile çalıştığı için "ekolojik tren" demeyi pek seviyorlar. Sanırım bu şekilde çevreyi ne kadar iyi koruduklarını gösterdiklerini düşünüyorlar. Bununla birlikte parkın içine aynı Brezilya tarafında olduğu gibi, doğayla uyumlu olduğu söylenemeyecek 5 yıldızlı bir otel dikilmesinde sakınca görmemişler.) Parkur, çakılmış kazıklara oturtulmuş, dolayısıyla suyun üzerinden yürüyorsunuz demek yanlış olmaz. Bayram tatilini fırsat bilip, 1 haftalığına dünyanın bir ucuna gelmiş vatandaşlarımızdan yayılan Türkçe sohbetlere kulak kabartarak neredeyse tam şelalelinin üzerine geldik. Burada Brezilya tarafı kadar hakim bir manzara olmasa da, kendinizi şelalenin içinde hissediyorsunuz.

6iguazu_10_.._rl____.jpg

Suyun üzerinde, güneşin alnında 1.3 km gidip, 1.3 km gelince dilimiz dışarı çıktığı için en yakın istasyonda soluklanıp, en gölge olduğuna kanaat getirdiğimiz "lower circuit"e (aşağı parkur) daldık. Bu patikada ufak şelaleri yakından görmek ve patikanın sonundaki istasyondan Zodiac teknelere atlayıp şelalelerin yakınına gidip ıslanmak mümkün. Biz hem pahalı olduğu için, hem de ıslanma ihtiyacımızı şelalerin yakınındaki seyir teraslarında giderdiğimiz için bu turlara katılmadık, ama katılanların zevk aldıkları yüzlerinden belli oluyordu.

Parkın Arjantin tarafında bizim gezdiğimiz iki parkur dışında 3 rota daha bulunuyor. Bunlardan "upper circuit" (yukarı parkur) küçük şelalerin üzerinden yürüme imkanı verirken diğer iki parkur suyun kenarında değil, parkın içinde ilerliyor ve bitkileri, kuşları ve kertenkeleleri görme imkanı veriyormuş. Bütün parkurları tamamlamak isterseniz 8 - 9 saatlik yürüyüşü göze almanız gerekiyor.

Iguazu, Arjantin'de tattığımız ilk doğal güzellik olarak geride kaldı. Şimdiki durağımız 23 saatlik otobüs yolculuğuyla ulaşacağımız Salta ve civarı...

Barış Pala

Posted by acikbilet 17:09 Archived in Argentina Tagged backpacking Comments (2)

"Oryantal" Uruguay Cumhuriyeti

River Where the Birds Live

sunny 30 °C
View Seyahat & Argentina on acikbilet's travel map.

Güney Amerika'nın Surinam ve Fransız Guyana'sından sonra yüzölçümü açısından en küçük üçüncü ülkesi olan Uruguay, Arjantin'i gezenlerin buralara kadar gelmişken görmezlik etmedikleri bir durak. Biz de paket programı bozmadık ve Buenos Aires'ten ayrılıp Arjantin'in diğer yerlerine doğru yola çıkmadan önce bu ülkeyi görmeye karar verdik.

montevideo.._rl____.jpg6montevideo.._rl____.jpg

Buenos Aires'ten Uruguay'a gitmenin en kolay yolu bir feribota atlamak. Biz en ucuz olduğu için yavaş gemi ile (hızlı gemi 1 saatte giderken bu 3 saatte gidiyor) Colonia'ya gidip oradan 3 saatlik bir otobüs yolculuğu ile Montevideo'ya gitmeyi tercih ettik. Daha sonra anladık ki bu çok da doğru bir tercih değilmiş, çünkü bizim amacımız Montevideo'da 2 gün kaldıktan sonra Colonia'ya dönmek ve 2 gün de orada kalıp Buenos Aires'e geçmekken, feribotları işleten Buqebus şirketinin sattığı kombine biletle bunu yapmak mümkün değilmiş, dönüş için yeni bilet almamız ve işimize yaramayacağını anladığımız diğer otobüs biletlerini geri verebilmek içinse yetkililerce oradan oraya sürüklenerek neredeyse bilet fiyatı kadar taksi parası bayılmak zorunda kalmamız ve sinirimizin bozulması gerekiyormuş. Neyse, Buqebus'un Buenos Aires terminalinde bize planımızla ilgili bir sorun olmadığı, otobüs bileti ile feribot biletinin ayrı ayrı kullanılabildiğini söyleyip bize bileti satan çocuğun kulaklarını nasıl çınlattığımıza hiç değinmeden Montevideo'ya dönelim.

1montevideo.._rl____.jpg527px-Uruguay_T2.png

“Geceyi gemide geçiririz, gün kaybımız olmaz,” düşüncesi ile gece 12 feribotuna bindiğimiz için Montevideo'ya sabah saat 7 gibi vardık. Taksiye atlayıp eski şehir kısmındaki hostelimize giderken şehrin ana caddesini de görmüş olduk. Yolculuk yorucu olduğu için birkaç saat uyuyup kendimizi dışarı attık. Eski şehir diye anılan kısım, bir tarafında şehrin limanının yer aldığı bir yarımada. Dolayısıyla dörtyol ağızlarında kafanızı nereye çevirseniz nehri görüyorsunuz. Aslında “nehir” tanımlaması ne kadar doğru bilemiyorum, çünkü Rio de la Plata ile Atlantik Okyanusu tam da Montevideo açıklarında birbirne karışıyor. Suyun rengi Buenos Aires'te olduğundan daha açık olsa da hala kahverengi, o yüzden bu suya deniz demek gelmiyor insanın içinden.

Buenos Aires'ten sonra burası insana bir kasaba gibi geliyor. Tamam eski şehir kısmı güzel, çok ince et dilimleri ile hazırlanan bir sandviç olan “chivito” yemek lezzetli, ama şehrin insanı kendine çeken bir cazibesi olduğunu söylemek epey zor. Hele bir de Mercado del Puerto'da (liman pazarı) pek de lezzetli olmayan bir yemeğe ödediğimiz yüksek fatura ve Buqebus ile yaşadığımız sorunlar eklenince “buraya gelmeseydik de olurmuş” demeye başladık. Az önce sözünü ettiğim gibi uzun uğraşlar sonunda Buqebus'tan Montevideo – Colonia otobüs bileti parasını geri alıp, yerel bir firma (COT) ile pazar sabahı Colonia'ya gittik.

5colonia_07.._rl____.jpgcolonia_07.._rl____.jpg

Colonia Uruguay'ın en eski şehri. Poztekizlilerin Buenos Aires ile ticaret yapmak için kurdukları bu şehir, Portekizliler, İspanyollar, Brezilyalılar arasında defalarca el değiştirdikten sonra 19. yüzyılda bağımsızlıkla birlikte Uruguay'ın bir parçası haline gelmiş. Eski şehir kısmı yer yer bizim Kaş'ı andırıyor. Vakit geçirmek için şehrin müzeciklerini gezilip, 25 Mayıs parkının etrafında bir şeyler yudumlanabilir. Uruguay'da kahve ya da çay yerine herkes mate içtiği için restaurant ve cafelerde ısmarlanan kahvenin bulaşık suyundan pek fakı olmuyor. O nedenle riske girmeyip bira içmenizi tavsiye ederim.

0colonia_07.._rl____.jpg

3 haftalık büyük şehir yaşantısından sonra Colonia'nın küçüklüğü ve sakinliği bize çok güzel geldi. Genci yaşlısı kolunun altında sıcak su termosu ile dolaşan, mate düşkünü Uruguaylıları geride bırakıp pazartesi akşamı feribotla Buenos Aires'e geri döndük.

Barış Pala

Posted by acikbilet 05:09 Archived in Uruguay Tagged backpacking Comments (2)

Tigre

Parana Deltası

sunny 31 °C

Buenos Aires'e geldiğinizde Retiro istasyonundan 3 peso vererek bizdeki banliyö trenlerine benzeyen bir trene atlayabilir ve yaklaşık 50 dakikalık seyirli bir yolculuk sonunda Tigre'ye varabilirsiniz. Buenos Aires'in büyük şehir havasından sıkıldıysanız Parana Nehri'nin (Iguazu şelalesi de bu nehir üzerinde) oluşturduğu yüzlerce kanal üzerine kurulmuş bu küçük şehir size iyi gelecektir.

44buenos_air.._rl____.jpg

Tren istasyonundan çıkıp hemen kanal gezisi yapan teknelerden birine atlayın. Buradaki kanallar Amsterdam ya da Venedik'tekiler gibi dar değil, epey genişler. O yüzden kanallar üzerinde fazla köprü yok ve kanalların oluşturduğu adacıklara ulaşmanın tek yolu tekneler. Adalar üzerinde çok güzel evler yanında, restaurantlar, oteller hatta tekneler için benzin istasyonları bile bulmak mümkün.

0buenos_air.._rl____.jpg

Tigre'nin bir de meyve pazarı meşhur. Daha doğrusu eskiden meyve yüklemek için kullanılan liman bölgesini hediyelik eşya satılan bir pazar yerine dönüştürmüşler, ama adı meyve pazarı kalmış. Biz hafta içi erken bir saatte gittiğimiz için dükkanların büyük kısmı kapalıydı.

63buenos_air.._rl____.jpg

Toplam 2-3 saatte tamamlanacak Tigre gezisinden akşam iş çıkış saatine kalmadan dönmekte fayda var. Yoksa gün içinde bile ana baba günü olan Retiro istasyonunda kalabalıktan başınız dönebilir.

Barış Pala

Posted by acikbilet 06:21 Archived in Argentina Tagged boating Comments (0)

(Entries 1 - 4 of 8) Page [1] 2 » Next