A Travellerspoint blog

Mexico

Dünyanın Biraları: Meksika

Besleyici ve serinletici...


View Seyahat & Mexico & Central America on acikbilet's travel map.

meksika_biralar_.jpg

Yoğun lezzetli ale tipi biralara alıştığımız Amerika'dan sonra Meksika, lager tipi bira dünyasına döndüğümüz yer oldu. İki grup tarafından üretilen ve birbirlerine pek benzeyen Meksika biraları, buz gibi içildiğinde amansız sıcağa birebir. Bizim favorilerimiz, Superior ve Pasifico oldu.

Neler İçtik:

Pacifico Clara
Montejo
Sol
Superior
Dos Equis XX
Negra Modelo
Corona Extra
Modelo Especial
Victoria

Barış Pala

Posted by acikbilet 19:02 Archived in Mexico Tagged food Comments (0)

Tulum ...ve Meksika'dan ayrılış

Bir tropik huzur

sunny 33 °C
View Seyahat & Mexico & Central America on acikbilet's travel map.

Küba dönüşünde, hiç oyalanmadan Cancun'un tıkalı yollarını aşıp 3-4 saat güneydeki Tulum'a geçtik. İsmini yakınına kurulduğu antik şehirden alan kasabada, güneş çekilene kadar odada kitap okuyup akşamüstü "Playa del Pescadores" sahiline giderek geçirdiğimiz bir hafta boyunca günlerimiz çok sakin geçti ve Havana'dan sonra karışan kafamızı toplamaya çalıştık. Adadan ayrıldıktan sonra "içeride" kalan arkadaşlarımızı düşünmeden edemiyorduk.

tulum_antik__ehri.jpg
Tulum'da Mayalardan kalma bir tapınak
plaja_del_..es_yolu.jpg
Beyaz kumlu, turkuaz denizli Playa del Pescadores'e giriş

Üç hafta kaldığımız Meksika'dan, Chetumal'den bindiğimiz bir otobüsle Belize'ye geçerek ayrıldık. Kuzeyini görme fırsatı bulamadığımız, başkentine hak ettiği vakti ayıramadığımız ve sıcak nedeniyle bazı antik şehirlerini göremediğimiz “mısır insanlar” ülkesine yolumuzun bir daha düşeceğinden eminiz.

Posted by acikbilet 18:59 Archived in Mexico Tagged backpacking Comments (0)

San Juan Chamula

Melez bir dünya

sunny 24 °C
View Seyahat & Mexico & Central America on acikbilet's travel map.

chamula_07..9_d__3_.jpg
Chamula'nın kilisesi

Beyaza boyalı, kapı kemerindeki basit çiçek motiflerinden başka cephesinde incelikli hiçbir işleme olmayan kilise, bu yoksul şehirdeki en büyük yapı olarak, olduğundan da büyük görünerek parlak güneşin altında göz kamaştırıyor. Taşla kaplı avluda, bir haç ve hacın yanı başında aynı boyda bir çam fidanı dikili. Gıcırdayan ahşap kapıdan geçilerek ince, uzun bir koridoru andıran mekana giriliyor. Loş mekan yer yer yoğunlaşan dumanla, zeminse öbek öbek çam iğnesi ve cam gazoz şişeleriyle kaplı. Çam iğnelerinden tepelerin arasına ince, kalın, kısa, uzun mumlar dikilmiş. Mumların başında aileler, yanlarında şifacılarla çam iğnelerinin üzerinde bağdaş kurarak oturmuşlar. Tek başına gelenler de var. Herkes Maya dilinde mırıldanarak yanında getirdiği mumları yananların yanına ekliyor; zaman zaman kimileri düdüğe benzer bir alete üfleyerek ses çıkarıyor. Mırıltıların arasından, adımlarımızı çam iğneleri ve mumların üstünden aşırarak ilerliyoruz. Duvarların iki yanına, içinde dev aziz bibloları olan cam kapaklı dolaplar yaslanmış. Dolap kapaklarının önüne dizilen ahşap masalarda da mumlar yanıyor. Yüksek tavandan dolaplara doğru uzanan çiçekli perde kumaşından şeritler, mekanı küçültüp sesleri yumuşatıyor. Dolaplar, masalar ve kumaş şeritleri, öbür uca kadar devam ediyor. Giriş kapısının tam karşısındaki duvarın önünde duran en büyük camlı dolaptaysa, Juan Bautista, yani Yahya peygamberin biblosu var, İsa'yı göremiyoruz.

Uzun mekanı ikiye bölen basamaklara oturup etrafı incelemeye başlıyorum. Yanlarında canlı tavuk getirmiş insanlar gözüme ilişiyor. Üç kişilik çocuklu bir aile, şifacı olduğunu düşündüğüm bir adamla mumların etrafına oturmuş. Çocuğun elinde gazoz, adamın elinde canlı tavuk duruyor. Adam tavuğu çocuğun üstüne sürterek, gözleri yerde bir noktaya bakarken Maya dilinde bir şeyler söylüyor ve tavuğu bir ritüel havasında yavaş yavaş zemine doğru indirerek boynunu baş ve işaret parmakları arasında sıkmaya başlıyor. İlk başta hareketsiz duran tavuk çırpınarak kanatlarını açmaya çalışıyor, adamın parmakları daha güçlü bastırıyor. Çocuk gazozunu içmeye devam ediyor, arada pipetiyle oynuyor. Tavuğun gözleri ters dönüyor, boynundan aşağısı cansız zemine yığılıyor.

San Cristobal de las Casas'a 15 dakika uzaklıkta, Mayalar'dan Tzotzil halkının yaşadığı San Juan Chamula'da ne tam olarak yerel bir din pratiği var ne de yaşayanların tam olarak Hıristiyan oldukları söylenebilir. Kolonileştirilmiş topraklarda seyahat ettiğimiz süre boyunca, yerlilerin* kolonicilerin dayattığı dini kabul ederken aslında eski inanışlarındaki imgelerini de yeni dine taşıdıklarını birçok yerde gördük. Fetheden taraf açısından Hıristiyanlığı yaymak, -topraklarındaki zenginliklerden ve işgüçlerinden faydalandıkları- “vahşi”lere medeniyet götürmek anlamına geldiğinden, daima kolonileşmeyi makul göstermek için kullanılan bir mazeretti. .

Yerlilerin neden tamamen Hıristiyan olmadıkları ya da sadece kendi inanışlarını sürdürmek için direnmedikleri ile ilgili olarak, edebiyat kuramı üzerine yazdığı eserlerden tanıdığım Tzvetan Todorov'un The Conquest of America – The Question of the Other (Amerika'nın Fethi – ve Öteki Meselesi) kitabını okurken gözüme çarpan bir yeri aktarmak istedim. Aktardığım sayfalarda, İspanyolların kendi dinlerini dayatması üzerine Aztek hükümdarı Montezuma'nın Hıristiyan tanrısını kendi panteonlarıyla bütünleştirme teklifi konu ediliyor. “Fethin ardından, yerliler Hıristiyan tanrısını diğer ilahlarla beraber kendi panteonlarının bir parçası haline getirme çabasına girer. [Azteklerin] sayısız ilahının bulunması, gözle görülmez ve elle tutulmaz bir tanrıya farklı isimler atfediliyor oluşundan başka bir şey değildir. Ancak tanrının bu kadar çok isme ve imgeye sahip olması, doğal dünyada kendini gösterme biçimlerinin ve bu dünyayla olan her bir ilişkisinin temsil edilmesinden ileri gelir; tanrının farklı işlevleri birçok farklı karaktere bölüştürülmüş durumdadır.” Ancak Cortés buna karşı çıkar, çünkü Hıristiyanlık evrensel olmanın peşindedir. Pagan dinlerin bakışıyla ilgili bir ipucunuysa, bu örnekte olduğu gibi Chamula'da görebiliyoruz.

Deniz Koç

  • Burada “yerli” terimi, İngilizcedeki “indigenous” teriminin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Bu terimle İspanyolların gelişinden önce Orta ve Güney Amerika'da yaşamakta olan ve İspanyolların gelmesinden sonra köleleştirilen, daha sonra bağımsızlık hareketleriyle özgürleşse de genel olarak toplumlarda en yoksul tabakayı oluşturan ve yine genel olarak beyazlardan ya da beyazlarla karışmış haldeki mestizolardan izole yaşamakta olan halklar kastedilmektedir.

Posted by acikbilet 17:15 Archived in Mexico Tagged backpacking Comments (2)

Chiapas'tan Yucatan'a

Oaxaca, San Cristobal de las Casas, Palenque, Merida ve Valladolid

sunny 30 °C
View Seyahat & Mexico & Central America on acikbilet's travel map.

Meksika'daki ulaşım sistemini tekeline almış ADO'nun otobüsü Oaxaca'ya vardığında, hava yeni yeni aydınlanıyordu. Kendimizi sabahın bu saatinde kepenkleri indirilmiş sokaklarda kalacak yer ararken bulduk, ama neyse ki fazla dolaşmak zorunda kalmadık. Dinlendikten sonra tekrar dışarı çıktığımızda, Mexico City'den daha otantik bir şehirle karşılaştık. Koşuşturan metropolitan kalabalığı, yerini her köşeyi kapmış seyyar satıcılara ve şehrin kalbi olan meydan, yani zocalo'da boyları kadar balonlarıyla oynayan çocuklara, banklarda oturup sohbet ederken bir yandan dondurma, patates ya da muz kızartması, közlenmiş ya da haşlanıp üstüne misket limonu suyu ve mayonez sürülüp acı biber ekilmiş mısır yiyen sakinlere bırakmıştı. Zocalo'nun bir köşesi, bir-iki gün sonra gerçekleştirilecek ara seçimler için oy toplamaya çalışan parti temsilcilerinin astığı kanlı sahnelerle dolu afişlerle ve bu tabloyu yalnızca kendinin değiştirebileceğini ileri süren adayların sözleriyle kaplıydı. Diğer köşedeyse, üst-baş ve korsan DVD satıcıları yan yana dizilmişti. DVD satıcılarının yanına gittiğimizde, tezgahlardaki minik televizyonlarda çeşitli protesto gösterilerinin amatör video kayıtlarının gösterilmekte olduğunu fark ettik. Kimi zaman polisin protestocuları nasıl şiddet kullanarak bastırdığı gözler önüne seriliyordu, kimi zamansa eylemcilerle yapılmış röportajlara yer veriliyordu.

oaxaca_katedral.jpg
Oaxaca'da Santa Domingo Kilisesi

Başkenti olduğu eyaletle aynı ismi taşıyan Oaxaca, politik açıdan aktif bir yer. Son olarak, 2006 yılının Mayıs ayında ücretlerinin artırılmasını talep eden öğretmenlerin başlattığı grev, sivil toplum örgütlerinin de desteğiyle eyalet valisinin istifasını istemeleri ve şehirdeki – yerel televizyon dahil – bazı binaları işgal etmeleriyle tırmanırken, daha önce Mexico City yazısında sözünü ettiğimiz PRI tarafından desteklendiği öne sürülen paramiliter güçlerin grevcilere saldırması üzerine federal hükümetin duruma müdahele etmesiyle dünya basınının gündemine gelmişti. Merkezden gönderilen asker ve polislerin iki ay boyunca uyguladıkları baskı ve şiddet sonucu Aralık ayında onlarca kişinin ölmesi ve grevin bu şekilde kırılması, burada yaşayan herkesin zihninde canlılığını koruyor olmalı.

Zocalo'dan çıkar çıkmaz ulaştığımız sabit pazarda şehrin özel lezzetlerinden olan çekirge kızartması satan kadınların denememiz için ısrarla uzattıkları kaşıkları “gracias”larla çevirip yanan mangallardan dumanaltı olmuş loş bir koridorun iki yanını kaplayan büfelerden birinde avokadolu salata ve tortilla eşliğinde biftek, sucuk ve közlenmiş soğan, biber yedik. Biberi ilk tadan Deniz'in ağzındaki yanma neredeyse 10 dakika boyunca devam edince, ben de merak edip bir tane ağzıma attım. Tahammül sınırlarımızın çok ötesindeki acı gözlerimi yaşartıp dört bir yanımdan ter fışkırmasına neden oldu. Yan masadaki komşuların biberleri çerez gibi yediklerini belirtmeden geçemeyeceğim.

oaxaca_da_sabit_pazar.jpg
Oaxaca'nın sabit pazarı

Bölgenin lezzet başkenti olma sıfatına da sahip olan Oaxaca sokaklarında dolaşırken, seyyar arabalardaki tezgahlarda yapılan peynirli, soğanlı, ananaslı hamburgerlerden, mısır çeşitlerinden, sarmısak dişleriyle kavrulmuş fıstıklardan, taze meyve sularından ve şehrin meşhur çikolatalı sütlerinden bol bol tatma fırsatı bulduk ve bu şehri terk etmek çok zor gelse de, yakınlardaki antik Maya şehri Monte Alban'ı ziyaret ettikten tekrar yola çıkıp ülkenin güney sınırındaki Chiapas eyaletinin San Cristobal de las Casas şehrine geçtik.

oaxaca_da_.._c_lar_.jpg
Oaxaca'da sokak satıcıları

İsmini, fethin ilk yıllarında yerli haklarını savunan Chiapas psikopozu Bartolome de las Casas'tan alan şehir, ülkenin en güzel kolonyal kenti olarak lanse edilse de, Oaxaca'da süregelen kendi halinde hayattan sonra, zorlama turistikliğiyle içimizde oluşan boşluğu doldurmaya yetmedi. İsmiyle politik çağrışımları birlikte getiren San Cristobal de las Casas, 1994 yılında, yaptığı yolsuzluklar artık ayyuka çıkan Meksika hükümetine ve orduya karşı isyan bayrağını çeken ve adını artık bir efsane haline gelen Emiliano Zapata'dan alan Zapatistaların (EZLN – Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu) kalesi olan Chiapas şehirlerinden biri olarak biliniyor.

san_cristo..n_detay.jpg
San Cristobal de las Casas'ın ana meydanındaki katedralden detay

Las Casas'tan bindiğimiz otobüs kıvrım kıvrım yollardan geçtikten sonra, yaklaşık 5 km mesafedeki antik kısmı olmasa yeryüzünde kalınacak son şehir olacağını düşündüğümüz Palenque'ye ulaştı. Çarpık yapılaşmasıyla sevimsizleşen şehir, gündüz güneşin pişirdiği asfalttan yayılan sıcaklığı insanın teninde yapış yapış hissettiği bir yerdi. Antik Maya kısmını sıcak nedeniyle hızlı hızlı gezerek tekrar yola çıktık.

palenque.jpg
Palenque

Merida, Yucatan yarımadasındaki üç eyaletten yarımadayla aynı ismi taşıyan eyaletin başkenti. Yağışlı mevsim olmasına rağmen dayanılmaz derecede sıcak olan Merida'da misafir olduğumuz genç arkadaş Mario'nun evinde yatak umarken bulduğumuz hamaklarda yatmak zorunda kaldığımız ve bu şekilde uyumakta da pek başarılı olmadığımız için, şehirle ilgili planlarımızı kısa keserek Valladolid'e geçmeye karar verdik. Şehirden ayrılmadan önce gittiğimiz birahaneden ansızın bastıran yağmur nedeniyle çıkamadık, çıkınca da taksi bulamadık ve böylece seyahatimizde ilk defa otobüs kaçırmış olduk.

chitchen_i..n_detay.jpg
Chichen Itza'dan detay

Merida ve Cancun arasındaki Valladolid'e gidiş nedenimiz, Meksika'daki en ünlü Maya kentlerinden olan Chichen Itza'yı görmekti ve ziyaretimizin ardından, Küba'ya uçmak üzere Cancun'a geçip bu şehirde hiç vakit harcamadan havaalanının yolunu tuttuk.

Barış Pala

Posted by acikbilet 17:08 Archived in Mexico Tagged backpacking Comments (0)

(Entries 1 - 4 of 5) Page [1] 2 » Next