A Travellerspoint blog

Ateş Toprakları'na Geçiş

Tierra del Fuego


View Seyahat & Argentina on acikbilet's travel map.

Gece 03'te, Ushuaia'ya gitmek üzere El Calafate'den ayrıldık. İlk bindiğimiz otobüs, bizi Rio Gallegos'a getirdi, 3-4 saat süren bu yolculuğun ardından aktarma yaparak Ushuaia otobüsüne bindik. Bu otobüsün camını kaplayan demir kafesten, doğa koşullarının ne denli zorlu olacağını anlamalıydık. Patagonya bozkırlarında ilerlerken, hiçbir şeye çarpıp yavaşlama imkanı bulamayan rüzgar bütün hızıyla otobüse çarpıyor, bizi bir sağa bir sola savuruyordu. Söylenenlere bakılırsa rüzgar öyle kuvvetliymiş ki, arabanızın kapısını açtığınızda yerinden söküp çıkarabiliyormuş.

Yola çıktıktan bir süre sonra, Monte Aymond kapısına ulaştık. Ushuaia'ya otobüsle gitmek için tek yol, Şili'den geçerek Macellan Boğazı'nı aşmak ve Arjantin'in Tierra del Fuego, yani Ateş Toprakları bölümüne ulaşmak. Buraya bu ismin verilmesinin nedeni, İspanya'dan 20 Eylül 1520'de yelken açan Portekizli Ferdinand Magellan ve eşliğindekilerin, okyanustan karanın içine ilerleyen bu geçişin öbür tarafta açık denize açıldığını keşfetmeleri ve tepelerde yerlilerin yaktığı ateşlerden çıkan dumanları görmeleri. Rivayete göre Magellan önce Duman Toprakları adını vermiş, ama başka bir çokbilmiş çıkıp (sanırım kraldı) ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyerek değiştirmiş.

Arjantin'den çıkmadan evvel çantamızda meyve-sebze, et mamülü, bitki, tohum gibi nesneler bulunmaması konusunda uyarıldık. Bu nedenle Arjantin'den çıkış damgasını vurdurduktan sonra ilk işimiz, yanımızdaki elma, armut ve muzu etrafımızdakilerle paylaşarak yemek oldu. Arjantin'e gelişimizden buu yana, ülkeye dört defa giriş yapmış bulunuyoruz. Uruguay, Brezilya ve Şili'ye giriş yaptığımızdan, pasaportlarımızdaki bomboş sayfalar hızla tükenmeye başladı.

7el_calafat..____JPG.jpg
el_calafat..____JPG.jpg

Sınırı geçtikten yaklaşık 50 km sonra Estrecho de Magellanes, yani Macellan Boğazı'na ulaştık. Buradaki rüzgar inanılmaz bir hızdaydı. Mar Argentino'nun boğaza dolan turkuvaz renkli suları kabarmış, yeryüzüne inen bulutlarla neredeyse birleşmişti. Arkamızdaki bozkıra vuran devasa bulut gölgeleri devamlı yer değiştiriyordu. Şoförlerin yüzünde, bize olağanüstü gelen bu durum karşısında bir şaşkınlık belirtisi yoktu. Dalgaların arasında bir anda beliren kırmızı feribot süratle kumsala yaklaşmaya başladı. Suyun içinden eğimli bir biçimde yükselen betona dayanarak birkaç araba indirdi, sonra akıntıya kapılarak geri döndü ve tekrar gelerek kalan bir arabayla bir otobüsü de karaya çıkararak dalgaların içinde döne döne uzaklaştı.

el_calafat..inikler.jpg

Sanırım şaşkınlık belirtisi göremememizin nedeni, burada bu tip doğa olaylarının sık sık yaşanıyor olması. Çünkü ancak 8 saat kadar bekledikten sonra rüzgar ve dalgalar kavgayı bırakıp geçmemize izin verdiler. Yalnızca 15 dakika sonra Ateş Toprakları'na ayak basmıştık. Birkaç saat içinde yeniden Arjantin'e giriş yapmış, Ushuaia yolunda ilerliyorduk. Akşam 21:00'de varacağımızı düşünürken, dünyanın en dibindeki bu şehre gece 04:00'te, karlı dağ zirveleri manzarası eşliğinde ulaşmıştık.

Deniz Koç

Posted by acikbilet 06:53 Archived in Argentina Tagged backpacking Comments (0)

Ruta 40, El Chalten, El Calafate

Patagonya'nın İçlerine Doğru

all seasons in one day 15 °C
View Seyahat & Argentina on acikbilet's travel map.

Bariloche'ye geldiğinizde kendinizi Patagonya'ya ayak basmış sayabilirsiniz. Ancak yemyeşil dağlar ve mavi göller arasında henüz öyleymiş gibi hissetmeyeceksiniz. Daha güneye yol aldığınızda, birçok seyyahı kendine çeken uçsuz bucaksız düzlükler ve bir perde gibi gökyüzünü ufuk çizgisine kadar kaplayan bulutlar sizi de çarpacak ve Ateş Toprakları'nın sonuna dek yolculuğunuza eşlik eden manzara sadece bu olacak.

Ülkenin güneybatısına inmek için iki yol var. Birincisi Comodoro Rivadavia üzerinden Rio Gallegos'a gidip oradan başka bir otobüse atlayarak El Calafate'ye geçmek. İkincisiyse, efsanevi olarak addedilen "Ruta 40" üzerinden aşağıya inmek. Ruta 40, kuzeydeki Jujuy eyaletinde başlayıp And Dağları'na paralel olarak güneydeki Santa Cruz eyaletine kadar uzanan, belli kısımları toprak olan (burada "rupio" diyorlar) ve 5000 km'yi aşan mesafesiyle Arjantin'in en uzun ulusal yolu. Yolun Bariloche-El Chalten arasındaki toprak kısmı sadece 4 ay boyunca kullanıma açık. Yılın diğer ayları yağmur, kar ve rüzgar nedeni ile isteseniz de kullanamıyorsunuz. Bizim iki seçenekten hangisini tercih ettiğimizi tahmin etmek zor olmasa gerek.

El Chalten Seyahat'in otobüsü sabah saat 7 gibi Bariloche'den hareket ettiğinde güneş dağların ardından henüz başını çıkarmamıştı. El Bolson'a doğru ilerlerken yükselen güneşle birlikte, yanlarından geçtiğimiz irili ufaklı göllerin yüzeyinde oluşan ve duman tütüyormuş gibi görünen buharlaşma bizi çok şaşırttı. Rio Mayo'ya kadar asfalt yoldan devam ettikten sonra, gerçek Ruta 40'a, yani yolun toprak kısmına girdik. Yol boyunca devekuşlarını ve guanacoları gözleyerek gece kalacağımız Perito Moreno'ya vardık.

1ruta_40__2.._rl____.jpg
Deniz nerede?
ruta_40__2.._rl____.jpg
Perito Moreno'daki hostelde kurduğumuz çilingir sofrası: Rokfor aromalı peynir, krem peynir, ton balığı, ekmek ve bira. Seyahate çıktığımızdan bu yana ilk defa dizi izledik.

Ertesi sabah otobüsteki 7 kişi ile birlikte bir minibüsle "Cueva de las Manos"a (Eller mağarası) gittik. Pinturas Nehri Vadisi'ndeki birçok arkeolojik bölgeden en bilineni olan Cueva de las Manos'ta kim oldukları kesin olarak tespit edilememiş yerli gruplar tarafından yapılmış duvar resimleri var. Guanaco avlayarak yaşamlarını sürdüren yerliler, boyaları da guanaco yağı ve bölgede bulunan bazı kayaların tozlarını karıştırarak elde etmişler ve ağızlarına aldıkları boyaları püskürterek mağaranın içindeki ve etrafındaki kayalara çeşitli resimler ve tasvirler yapmışlar. Üç döneme ayrılan resimlerin çoğunluğunu negatif el izleri oluşturuyor. İlk dönem resimleri yaklaşık 9000 yaşında ve el izlerinin yanı sıra av sahneleri ve ritüeller de resmedilmiş. Bu kadar yıl boyunca renklerin canlılığını korumuş olması şaşırtıcı, çünkü korumak için etrafını çevirmek dışında hiçbir kimyasal madde kullanılmamış. Diğer bir şaşırtıcı konu da günümüzden 2500 yıl öncesinde yapılmış üçüncü dönem resimleri ile ilk dönem resimlerinde kullanılan resim tekniği ile tasvir edilen avcılık yöntemlerinin aynı olması.

9ruta_40_24.._rl____.jpg
Cueva de las Manos

Minibüsten inip, otobüse bindikten sonra yaklaşık 450 km daha toprak yolda ilerleyip, hava kararırken El Chalten'e vardık. Doğrusu yolculuğun ikinci günü -sabahki küçük gezi hariç- ilk günü kadar ilginç değildi. Toprak yolda ilerlemek bir süre sonra ilk başlardaki cazibesini yitiriyor, çünkü yorucu olmaya başlıyor, hem istediğinizde otobüsü durdurup fotoğraf da çekemiyorsunuz. Yine de bulutların her an değişen görüntüsü sıkıcı olmaktan çok uzak, tıpkı sahilde oturup denizi seyretmek gibi. Ancak bu yolculuğa karar verdiyseniz iki gün gitmeye hazır olmanız gerek, sadece ilk gününe katılıp, duvar resimlerini görüp, sonra da asfalt yoldan devam etme şansınız yok...

El Chalten'e Noel'de varmış olduğumuzu akşam yemek yemeye çıktığımızda anladık. Kışın nüfusu 450, yazınsa birkaç bin olan bu kasabanın tek geçim kaynağı turizm ve etrafta bir sürü restaurant bulunuyor. Birkaç restauranta girdikten sonra anladık ki, esnaf bu özel gece için kişi başı 80-100 peso civarında olan özel menüler hazırlamış. "Ben menü almayacağım, ucuzundan bir çorba içip kalkacağım" diyemiyorsunuz. Kasabaya geç geldiğimiz ve sandviç stoklarımız tükendiği için en son girdiğimiz restaurantta paylaşmak üzere bir menü sipariş ettik. Ancak hakkını verelim hem ordörvler, hem arkasından gelen kuzu hem de tatlı olarak sundukları tiramisu çok lezzetliydi. En azından yediklerimiz lezzetliydi diye kendimizi teselli ederek hostele doğru yürümeye başladığımızda, olması gereken sokağı geçtiğimizi fark ettik ve sonra anladık ki hosteli tanıyamamamızın nedeni bir diskoya dönüşmüş olması. Restaurant kısmı ile odaların bulunduğu koridor arasında herhangi bir duvar ya da kapı bulumadığı için aşağıda Noel sarhoşluğu ile zıplayanların çoşkusunu yatağımızı zıplatan bas tonlarıyla içimizde hissederek uyumaya çalıştık ve sabaha karşı da olsa başarılı olduk.

Yükseklikleriyle olmasa da, dik yamaçları ve buzla kaplı tepeleri ile Güney Amerika'nın tırmanılması en zor iki doruğu olan Cerro Chalten (ya da daha çok bilinen ve Beagle gemisinin kaptanı Fitz Roy'dan aldığı adla Cerro Fitz Roy) ve Cerro Torre'yi de kapsayan ulusal park, El Chalten'in hemen yamacında başlıyor. El Calafate biletlerimizi aldıktan sonra çıkınımızda kraker, krem peynir ve su ile trekking parkurlarından gözümüze kestirdiğimiz Capri Gölü patikasını tırmanmaya başladık. Biraz yokuş olan başlanngıç kısmı hariç fazla zorlu olmayan bu parkur, bitki örtüsü, aşağıdaki vadi ve tepedeki dağ manzaralarıyla insana huzur veriyor. Her adımda beyninizdeki seratonin seviyesi artıyor. Bizim gibi trekking geçmişi olayanlar için gidiş-dönüş 14 km'lik bu parkur tam kıvamında geldi. Kendine güvenenler için çok daha uzun, zorlu ve güzel manzaralı parkurlar da bulunuyor.

el_chalten.._rl____.jpg

El Calafate, El Chalten'den otobüsle yaklaşık 4 saat sürüyor. İlk gece için kalacak herhangi bir yer ayarlamamıştık, gardaki turizm danışma ofisinden adresini aldığımız iki hostelden ilkinde yer olmayınca ikincide konaklamaya karar verdik. El Calafate de Bariloche gibi göl kıyısına kurulmuş bir kent. İklim sert olduğundan tarım, büyük yerleşim yerlerine uzak olduğundan da sanayi gelişmemiş; tek geçim kaynağı turizm. İkinci günden itibaren hostelinde kaldığımız Eduardo bu sene pek fazla turist olmadığını söylese de sokakta Arjantinli'den çok yabancı turist görüyorsunuz.

Burayı bu kadar turistik kılan ise, bir ucu şehrin kıyısına uzanan ve Arjantin'in en büyük gölü olan Lago Argentino'nun etrafındaki buzullar. Şehre en yakın olan Perito Moreno buzulu küresel ısınmaya rağmen dünyada genişlemesini sürdüren ender buzullardan biri. Otobüs garından yaklaşık 1,5 saatte ulaşılabilen Los Glaciares Ulusal Parkı'nın içindeki buzul her dakika değişen rengi ve kopan parçaların çıkardığı gökgürültüsünü andıran sesi ile insanı -hem mecazi hem gerçek anlamda- donduruyor.

1el_calafat.._rl____.jpg
3el_calafat.._rl____.jpg

Ülkenin ve dünyanın en güneyindeki yerleşim yeri Ushuaia'ya gitmek için Rio Gallegos'ta aktarma yapmak, Şili sınırını geçmek, Macellan Boğazı'nı aşmak, sonra tekrar Arjantin'e girmek gerekiyor. Ateş Toprakları'na yapacağımız bu yolculuk, "yatmaya değmez" diyerek Eduardo'nun mutfağında geçirdiğimiz uzun saatlerin ardından gece saat 3'te bineceğimiz otobüsün hareket etmesiyle başlayacaktı.

Barış Pala

Posted by acikbilet 11:43 Archived in Argentina Tagged backpacking Comments (2)

İsrailli gençler, bisikletli seyyahlar, Eduardo

all seasons in one day 12 °C

İsrail'in Gazze'yi hava saldırısıyla bombaladığı gündü. Hostelin mutfağında oturmuş, haşlayınca lastiğe dönen raviolimizi çatalımızla karıştırıp yenebilecek bir tarafını bulmaya çalışıyorduk. Tat versin diye eklediğimiz domates sosu da, erittiğimiz peynir de işe yaramayınca, çareyi sohbet etmekte bulduk. O sırada mutfağın kapısı açıldı. İçeri giren uzun siyah saçlı, esmer tenli, kısa boylu, topluca, 20'lerinin başında görünen kız bize selam verip nereden olduğumuzu sordu ve uzun mutfak masasında Barış'ın yanına oturdu. Biz onun nereden olduğunu hemen kestirebildik, çünkü aradaki pencereyle mutfaktan ayrılan avludaki gençlerden biriydi. Arjantin'de adım başı bu kapalı, kalabalık halde dolaşan ve sürekli mutfakta hep birlikte yemek hazırlığı yaptıklarından kışla hayatı yaşadıklarını düşündüren İsrailli genç gruplara rast geldiğimizden, aralarından birinin sohbet kurması şaşırtıcıydı. Neden bu kadar çok İsrailli gencin yolda olduğunu sorduk. Bir el hareketiyle kafasını göstererek, “Moral bulmak için,” dedi. İsrail'de liseden sonra kızlar iki, erkekler üç yıl askerlik yapıyor, üniversiteden önce de dünyayı geziyorlar. Anlaşılan artık neredeyse zorunluluk haline gelen bu gelenek nedeniyle, bazılarının yüzünde “bitse de gitsek” ifadesini görebiliyorsunuz. (Bakınız, Bariloche'de beraber araba kiraladığımız iki kız.) Askerlik yapan gençlerin %80'inin masabaşında, diğerlerininse cephede görev yaptığını söyledi. Kendi istihbarat bölümündeymiş ve askerliği çok eğlenceli geçmiş. Sonra camın öte yanındaki sarışın kızı göstererek, “Mesela o, çatışmadan çıktı, savaştaydı,” dedi. Dönüp arkadaşlarıyla kağıt oynayan genç kıza baktık. Gözlerimizdeki ifadeden olacak, “Olaylar içinden çıkılmaz bir hal aldı,” diye açıkladı. “Ama vatanımız için yapmak zorundayız.”

Bush yönetimine karşı olumsuz bir düşüncesi olmadığını açıklarken, içeriye önceki gün hostelin sahibi Eduardo'nun verdiği yemekte tanıştığımız bir arkadaş girdi ve o da benim yanıma oturdu. İngilizce bilmediğinden sohbet değişmiş, kız da arkadaşlarının yanına dönmüştü. Buenos Aires'te fotoğrafçılık yapan Fernando, El Calafate'ye kadar bisikletiyle tek başına, bir buçuk ayda gelmiş. Ushuaia'ya ulaşıp oradan geriye uçakla dönmeyi planlıyordu. Bu bize inanılmaz bir iş gibi geldi, çünkü Patagonya'da bisikletle günlerce yol alsanız dahi, bozuk yollar ve sert rüzgarlar yüzünden bir yerleşim bölgesine yaklaşmamış olma ihtimaliniz var. Bununla beraber, bizim otobüsle gittiğimiz yolu bisikletleriyle kat eden başka insanlar da gördük. Bazı günler beş, bazı günlerse 50 kilometre ilerlediğini, hızının çok değişken olduğunu söyledi. Geceleri bozkırda yıldızların altında kamp yapıyormuş, çok huzurluymuş. Ertesi sabah bizim gibi Ushuaia'ya doğru yola çıkacaktı. Biz akşam saatlerinde orada olmayı planlarken, Fernando en iyi ihtimalle 14 gün sonra varacağını tahmin etti.

Ardından içeri, önceki akşam vermiş olduğu yemekte içkiyi fazla kaçırdığından o gün pek ortalıklarda görünmeyen Eduardo girdi. Nasıl olduğunu sorduk, gözleri kan çanağı gibi olmasına rağmen, “Berry good!” dedi. Eduardo, Barilocheli ve karısını 10 yıl önce kaybetmiş. Bir oğlu ve bir kızı hala oradaymış, diğer oğluysa El Chalten'de aşçılık yapıyormuş. Bu işi önce ona teklif etmişler, ben ne anlarım deyip Buenos Aires'te bir otelin şefliğini yapan oğluna haber vermiş, o da zaten şehir hayatından usandığı için hemen kabul etmiş. Eduardo burayı devralalı üç ay geçmiş (oysa bizde 20 yıldır işletiyormuş hissi doğmuştu), çok zahmetsiz bir iş olduğunu söyledi, üstelik çat pat İngilizce öğrenmeye başladığı için memnundu. Kışın İtalya'da yaşayan kardeşinin yanına gitmeyi planlıyormuş. Şüphesiz, Arjantin'in aklımızda iyi yer edecek oluşunda, Eduardo'nun söz konusu yemeğe bizi de davet etmiş olmasının büyük payı olacak. Karşılığında hiçbir beklentisi olmadan ve hiç kimsenin servis ya da bulaşıkta ona yardımcı olmasına izin vermeden neredeyse 10 kişiyi pişirdiği lezzetli yemekle doyurdu, herkese neşe verdi.

Önce Eduardo bizden döndüğümüzde ona İstanbul'un panoramik bir resmini göndermemizi isteyerek odasına çekildi, sonra Fernando yatmaya gitti. Biz o gece mutfakta ve uyanık kalmalıydık, çünkü Ushuaia'ya gitmek için sabaha karşı Rio Gallegos otobüsüne binmemiz gerekiyordu.

el_calafat.._rl____.jpg
Eduardo'nun hostelinde

DSC_0492_JPG.jpg
Fernando'nun maceralarını dinlerken

DSC_0490_JPG.jpg
Thanks for the pics, Donna!

Deniz Koç

Posted by acikbilet 18:57 Archived in Argentina Comments (3)

San Carlos de Bariloche

Göller Diyarı

semi-overcast 10 °C
View Seyahat & Argentina on acikbilet's travel map.

Nequen'i geçmemizle birlikte, kıvrılarak ilerleyen yolun yamacındaki tepelerin arasından, burada görmeye alışık olduğumuzun tersine kahverengi ve çamurlu değil, mavi ve berrak suları olan göller belirmeye başlamıştı. Mendoza-Bariloche arasında direkt seferi olan tek firma Andesmar'ın kişi başı 256 pesocuk vererek bindiğimiz otobüsü, Bariloche terminaline öğlen 1 gibi vardı. Otobüsten iner inmez sıcak günlerin Mendoza'da kaldığını anladık. Alışık olduğumuzun tersine, dünyanın bu yarısında güneye indikçe hava soğuyor. Neyse ki hostelimiz terminale yakın olduğu için çok fazla rüzgar yemeden kendimizi kapalı mekana attık.

Odaya yerleşip, biraz dinlendikten sonra dışarı çıkıp şehir merkezine doğru yürüdük. Nahuel Huapi Gölü'nün kıyısında kurulmuş olan şehir, "chalet" tarzı yapıları, yeşilliği, adım başı karşınıza çıkan çikolata dükkanları ve belki biraz da havanın etkisiyle İsviçre'yi andırıyor. Zaten günümüzdeki şehrin ilk yerleşimcileri 19. yüzyıl sonlarında gelen İsviçreli ve Almanlarmış ve hala bir İsviçre kolonisi mevcut. Burası, yazın Buenos Aires ya da kuzeyde yer alan diğer sıcak şehirlerin sıcağından bunalanların kendilerini attıkları turistik bir şehir. Ortaokul ya da lise mezuniyetlerini kutlamaya gelen ve hepsi aynı montu giymiş ergen gruplarla birlikte sokaklarda bir miktar turladıktan sonra, günü Bariloche'nin meşhur çikolatacısı Mamuşka'da sıcak çikolata ve browni ile sonlandırdık.

Ertesi güne müthiş bir fırtına ile uyandık. Dışarı çıkmak mümkün olmadığı için hostelde kalıp yazı yazmaya karar verdik. Buenos Aires'ten çıktığımızdan beri neredeyse her günümüz dışarıda koşturmakla geçtiği için bu bir günlük dinlenme fikri çok iyi gelmişti.

bariloche_.._rl____.jpg
0bariloche_.._rl____.jpg

Pazar günü 20 numaralı otobüse atlayıp göl kıyısından 15 km kadar ilerledikten sonra teleferik durağında indik. Buna teleferik değil de telesiyej demek daha doğru olabilir, çünkü kayak tesislerinde olduğu gibi sadece bir sandalyeden ibaret, etrafında bir kabin yer almıyor. Birkaç dakika içinde dağ ve göllerin oluşturduğu muhteşem bir manzara ile karşı karşıya geliyorsunuz. Yeşille kaplı dağların koynunda bulutlar, durgun göllere yaklaşmıştı. Bir yanda güneşin pırıltısını görürken, diğer tarafta yağmurun yağdığını anlıyordunuz. Epeyce fotoğraf çektikten sonra ertesi gün yapmayı planladığımız yedi göller gezisi için araba kiralamak üzere şehre döndük. Kiralar -hemen hemen her şey gibi- kuzeydeki şehirlere göre daha pahalı. Hostelde astığımız "araba kiralamayı düşünüyoruz, katılmak isteyen kaleye mum diksin" ilanımıza yanıt veren iki kişi olmasının verdiği rahatlıkla arabayı kiralayıp hostele döndük.

bariloche4.._rl____.jpg
bariloche2.jpg

Civarda çok daha fazla göl olmasına rağmen, arabayla bir günde gezilebilecek en uygun rota yedi göller bölgesi. Bariloche'den çıkıp Nahuel Huapi, Espejo, Correntoso, Escondido, Villarino, Falkner ve Mochonico göllerinin kah ötesinden kah berisinden dolanarak Lacar Gülü'nün kıyısında yer alan San Martin de Los Andes'e vardık. Yol, bir kısmı toprak olduğu için yorucu olmakla birlikte güzeldi, öğle yemeğini yediğimiz Los Andes de... Fakat bizimle birlikte gelen kızlar mütemadiyen arka tarafta uyuduklarından bu geziden pek bir şey anladıklarını sanmıyorum.

Barış Pala

Posted by acikbilet 10:56 Archived in Argentina Tagged backpacking Comments (2)

(Entries 69 - 72 of 85) « Page .. 13 14 15 16 17 [18] 19 20 21 22 »